Şu an bu kitabı açan Türk okuruna:
Suların ötesinden, ümitvar bir kalple, ışıldayan bir lambayla ve hâlden anlayan bir sessizlikle size elimi uzatıyorum.
Dilerim yaktığım bu küçük lamba, içinizde bir yerleri aydınlatır.
Sevgi, minnet ve dua ile,
Banu Mushtaq
Ağaçlardan, kuşlardan ve tuhaf şeytanlardan kendinize tanrılar yapmışsınız. Taşlara tapmış, hakkımızda milyonlarca mitolojik hikâye uydurmuşsunuz. Güçlü zamanlarınızda bizimle alay etmiş, zayıf zamanlarınızda çaresizce bize dua etmişsiniz.
Adsız sansız düşünmelerdir benim düşünmelerim. Daha çok renge benzerler. Ìç karartıcılarla iç açıcılar yan yanadır. Bazı bir kanarya sarısıdır geliverirdi. İçim hızlanır uçardım oradan oraya. İyiye benzettiğim her şeyin bana da olması için çok dua ettim, çok istedim.
Nebatat, eşcarın bilhassa bahar mevsiminde lisan-ı ihtiyaçla yaptıkları ihtiyacî duâlardır.
...
Evet, her şey Cenâb-ı Hakk'ı tesbih ettiği gibi lisaniyle, ihtiyaciyle, istidadiyle dahi Allah'a duâ eder.
"Ben hep mutluyum biliyor musun? Çünkü hiç kimseden bir şey beklemiyorum. Beklenti her zaman zarar verir. Hayat kısa, bu yüzden hayatını sev ve mutlu ol. Gülümsemeyi sakın bırakma. Kendin için yaşa ve konuşmadan önce dinle. Yazmadan önce düşün, harcamadan önce kazan. Dua etmeden önce inan, vazgeçmeden önce dene. Nefret etmeden önce sev, ölmeden önce yaşa."