Tür olarak en totaliter eylemimiz, ölümü unutmaktır. Sonsuza dek yaşayacakmışız gibi davrandığımızdan, her birimizin içinde var olan doğum ve ölüm sürecine ilişkin açık seçik bir bilince sahip olmadığımızdan, gösterinin sonsuza dek süreceğini düşündüğümüzden, özgür olmayı beceremiyoruz. Özgürlük uğruna girişilen her türlü çabayı, derhal bir ölüm duygusu izler. Özgürlük, istediğimiz herhangi bir şeyi, her şeyi düşlemek ve yapmak demektir: Sorulmamış soruları sormak, yapılmamışı yapmaya cüret etmek, bilinmeyenin peşine koşmaktır. Tehlikeli bir sevendir bu. Tehlikenin en ucunda ölüm vardır. Özgürlük aynı zamanda korkuyla birlikte yaşamak, korkmak ama yine de yoluna devam etmek demektir. İnsan korkuya yenildiği zaman, eyleme geçmekten ve hayallerinin peşinde koşmaktan korktuğu zaman, özgürlüğünü yitirir. Korkmak normaldir. Ama korkuya teslim olmak, düşünmekten ve soru sormaktan vazgeçmek zorunda değiliz. Ölümü ya da tehlikeyi hatırlamak, özgürlüğümüzü hatırlamak demektir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
…
"Peki, ters giden şeyler nasıl değişecek?"
"Düşlerini değiştir!
Düşlerini değiştirmezsen, bir kısırdöngü gibi aynı olayların sürekli yinelendiği ve başa döndüğü bir monotonluğun dışına çıkman da imkansızlaşır.
Düşlemek için izlediğin sana zarar veren yolu terk etmek zorundasın. Yepyeni bir düşü düşle... düşlemek için, irade gücünün kumanda ettiği, sevgi gücünün yarattığı, netlik ve kararlılık gücünün üstün geldiği yeni bir yolu öğrenmek zorundasın."
Bakma sen yüreğimin duruluğuna
Sağnak altındaki duruluğuna
Duruysa yüreğim
Volkandır düşlerim
Seni düşlerim
Düşlerim de yüreğime işlerim
Ey sevgili
Ekmeğim benim
Düşlemek seni
Düşlemek yok mu, ah şu düşlemek
Seni düşlerde yaşamak
Yaşamak
İkimiz de öykü-anlatıcılarıyız. Sırtüstü uzanmış gece göğüne bakıyoruz. Öykülerin başladığı yerdir burası: Geceleyin dogmaları aşırıp bazen inanç olarak geri veren bu yıldız bolluğunun desteğiyle başlar öyküler. Yıldız kümelerini ilk keşfedip onlara ad verenler öykücülerdi. Bir avuç yıldız arasına düşsel bir çizgi çekince, kimlik ve birer imge kazanıyordu yıldızlar. Çizgiye işlenmiş yıldızlar bir anlatıya işlenmiş olaylar gibiydi. Yıldızların küme oluşturduğunu düşlemek kuşkusuz ne yıldızları ne de onları çeviren kara boşluğu değiştirdi. Değiştirdiği şey insanların geceleyin göğü okuma biçimiydi.