Puan vermedi·240 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 03:05
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Vedat Türkali'den “Tek Kişilik Ölüm” adlı tarihi roman oldu. Yazar, 1940'lar sonrasının en hazin dolu gerçeklerini, en acı verici olayların tarihini romanın içine katık yaparak özen gösterdiğini ifade eder. 1940 döneminde TKP tarihinde yaşanan arbedeleri, taşkınlıkları, gencecik insanların hayatlarının ölümle son bulduğu, kargaşalarla dolu acı geçmişi eleştirel bir üslupla ortaya koyar yazar. Nazif geçmişte kıskançlığının kurbanı olarak arkadaşı Müslim'i ihbar etmiş kendisini durumdan kurtarırken arkadaşının ölümüne de sebep olmuştur. Onun kendisine dair iç çatışmaları romanın başından ortasına kadar hakim olan anlatıcıdır. Doktor Gülşen'i ise bir dönem TKP'li olarak görüyor, geçmişiyle hesaplaşırken buluyoruz. Nazif ve Gülşenin oğulları Levent ise tam bir ideolojik yaklaşımla TKP (Türkiye Komünist Partisi)'yi benimseyen, fikirleri ve davranışlarıyla aktif olarak görev alanlardan. Yakalanır ve idamına hükmedilir. Anne, baba ve oğul üzerinden geçmişin nabzını tahlil eden bir üslupla tarih-i dönemin portresini sertçe dile getirilir. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve geçmişe ve dönemin bakış açısına dair bilgi sahibi olduğum verimli bir okuma oldu. #kitapalıntıları İnsanları seviyordu (Hangi insanları?), kurtulmalarını istiyordu (Hangilerinin?) ama kendi kurtuluşunu niye onlara bağlamalıydı (Hangilerine?) Yanıt veremeyebilirdi; sormadan duramıyordu. İçinin bitip tükenmek bilmeyen gelgitiydi bu. Bir yaşam biçiminden başkasına sığınmanın kaçınılmaz uyumsuzluğu belki de. Yaşam zorluyor, sürekli bir yerlere itiyor insanı. İsteyerek yaptıklarınla yapmak istemediklerin, bir bakıyorsun, yer değiştirmiş. Bu dünya karmakarışık. Hep de böyle gidecek. Düzeltmeye kalkan biraz daha bozuyor! Öyle değil mi? Benim savaşım değil bu; yokum
Edebiyat & Roman
Tek Kişilik ÖlümVedat Türkali · Ayrıntı Yayınları · 2015669 okunma
9/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Merhabalar,kitabı iki kısımda inceleyeceğim ilk yarı ve ikinci yarı şeklinde. !!!!!DİKKAT SPOİLER İÇERİR!!!!! lütfen ona göre okuyun. içerik hakkında baya bilgi içeriyor!!! Martı 1.yarı kitapla ilgili dikkatimi en çok çeken şey sıkışmışlık içerisinde olmasıydı. Herkesin kendince sorunları ve bunalımları vardı. Bu açıdan asıl sinirlendiğim nokta hiç kimsenin birbiriyle gerçekten iletişim kurmaya çalışmaması, çözmeye de çalışmaması. bana ciddi bir iletişimsizlik söz konusu olduğunu düşündürdü. Kitabın en başındaki Medvedenko ve Maşa'nın konuşmasından örnek verecek olursam: Medvedenko geçimden, yaşam şartlarından, daha çok maddiyat ağırlıklı şeylerden bahsediyorken Maşa ise "hayatımın yasını tutuyorum, mutsuzum" diyor. Aslında iki taraf da haklı ama iki taraf da bambaşka tellerden çalıyordu. Ayrıca konuşmak için konuşan, konuşmalarda sadece kendi kısmını bekleyen kişiler gibi geldiler. Yüzeysel karakterlere sahipmişler duygusunu hissettim. ​Treplev karakterini başta sevmiş gibiydim fakat ilerledikçe düşünce olarak uyuşmadığım bir karakter olduğuna karar verdim gibi. Başta eski olanı bırakıp yeniye yönelmesini oldukça atılgan ve cesur bir hareket olarak görürken son kısımlarda (Nina'yla Martı konuşmasında) bunu aslında kendisini, annesine ispat etme -sevgi- için bir araç gibi kullandığını düşünmeye başladım. Kendi çıkarları için yapıyor gibi bir his baskın hale geldi. Bu noktada onun samimi olup olmadığına karar veremedim. Arkadina'ya ise başta oldukça gıcık kaptım. Kendi bildiğini yapan ve okuyan baskın bir karakter vibe'ını verdi. Kendine güvenmesi ve daima mükemmele oynaması bir seviyeye kadar güzel gelirken o seviyeden sonrasında da kendi egosunun esiri haline düşmüş gibiydi. Onun da arka planda bir şeylerin bunalımında olduğu hissedilmekteydi. Son olarak 40-46.
Duygu ve Düşünce
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
Stefan Zweig’in Görünmez Koleksiyon adlı eserini beğenerek okudum. Hikâye, sanat eserlerine büyük bir tutkuyla bağlı olan yaşlı bir koleksiyoncunun yaşadıklarını anlatıyor. Kitabı okurken özellikle sanat sevgisinin ve insanların manevi değerlerinin ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Yaşlı koleksiyoncunun koleksiyonuna duyduğu bağlılık çok etkileyiciydi.
Görünmez Koleksiyon - Unutulmuş Düşler - KardaStefan Zweig · Mavi Çatı Yayınları · 20204,208 okunma
Tam yeşil değil
8/10
·308 syf.··
2026 17. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 20:35
Kitap üç bölümden oluşuyor ve onu farklı kılan şey üç bölümü üç ayrı karakterin anlatımı oluyor. Her karakter kendi hikayesinin baş kahramanı olduğu için üç ayrı hikaye okuyormuşuz gibi gelebilir ama onların buluştuğu ortak payda kitabın yazılış amacı oluyor. Bunlar aşk, sevgi, burjuva ve proleterler arasındaki farklar ve yalnızlık. İlonka Peter e verdiği sevginin karşılığını alamaz. Peter ise jüdit e ulaşamadıkça aşık olur ya da olduğunu sanar. Peter judit le olan sınıf farkını asla göz ardı edemez. Ama kendi sınıfından olan İlonka ile de yapamaz. Bu basit ve gayet klasik aşk üçgeni Peter in ne istediğini bilememesi yüzünden oluşur. Sevgiye karşılık veremez ve aşkına sahip çıkamaz korkağın biridir. Burjuva oluşuyla övünmediğini söylese de onun getirileri olmadan yaşayamaz. Sonunda yalnız kalır. Bunlar olurken yani insanlar kendi “küçük” acılarıyla boğuşurken dünya, ikinci “büyük” savaşın eşiğindeydi. Durup üzülmeye fırsat bulamadan kendi sorunları içinde boğuluyorlardı. İlonkanın kızıl hastalığından ölen 2 yaşında bebeği vardı. Dünyada da savaş yüzünden ölen milyonlarca bebek. Peki şimdi hangi acı daha büyük? Kitabın ikinci bölümünü Peter anlatır ve yalnızlığı güzellemeye başlar çünkü hiç kimseyle mutlu olamadığının farkındadır. 8 yıllık İlonka ile olan evliliğini bitirip judit e kavuşup onunla da olamadığını anladığında bize bir hikaye anlatır: Bir adamın hayattaki en büyük arzusu yeşil bir balık kutusuna sahip olmaktır. Balıkçıların iğne, misina ve yemlerini koydukları o metal, yeşil kutulardan… Adam yıllarca bunu düşler. Yaşlanır, ömrü geçer. Sonunda tanrılar ona acır ve istediği kutuyu verirler. Adam kutuyu eline alır, uzun uzun inceler ve hayal kırıklığıyla şöyle der:“Bu tam yeşil değil.” Peter anlar ki judit de onun tam yeşili değildi. Hayatta tam yeşil var
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,454 okunma
Düşlerin Efendisi de Her Şeyi Kontrol Edemez
7/10
·236 syf.··
2026 44. kitabı
Sandman: Bebek Evi, ilk cildin ardından Morpheus’un yeniden kurmaya çalıştığı düzenin içinde geçen, birbirinden farklı karakterlerin ve hikâyelerin zamanla tek bir noktada birleştiği bir anlatı sunuyor. Rose Walker’ın etrafında şekillenen olaylar, düşler ve gerçeklik arasındaki sınırın ne kadar kırılgan olduğunu gösterirken, Neil Gaiman evrenini biraz daha genişletiyor. İlk cilde göre Bebek Evi beni daha az içine çekti. Hikâye ilginç fikirler barındırsa da anlatının sık sık farklı karakterlere ve yan olaylara kayması akıcılığı zaman zaman zedeliyor. Bölümler kendi içinde güçlü olsa da bütünlük hissi ilk kitaptaki kadar kuvvetli gelmedi. Özellikle tam olayların merkezine yaklaşmışken başka bir hikâyeye geçilmesi okuma temposunu düşürebiliyor. Bir diğer dikkatimi çeken nokta ise Morpheus karakteriydi. Kendi âleminin mutlak hâkimi olarak sunulan Düşler Kralı’nın bazı olaylar karşısında beklenenden daha etkisiz ve yetersiz görünmesi bende hafif bir hayal kırıklığı yarattı. Elbette bu durum karakteri daha insani ve kusurlu kılıyor olabilir, ancak anlatının bazı anlarında sahip olduğu gücün gölgesinde kalan bir figür gibi hissettirdi. Buna rağmen Gaiman’ın hayal gücü, atmosfer yaratma becerisi ve çizimlerin etkileyiciliği sayesinde Sandman: Bebek Evi hâlâ okunmaya değer bir devam kitabı olarak öne çıkıyor. Özellikle serinin büyük resmini merak edenler için önemli bir durak niteliğinde. Ön
Sandman 2Neil Gaiman · İthaki Yayınları · 2018994 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 83. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 10:11
Kıyısız- Türker Armaner ... "Neresinin dışarısı neresinin içerisi olduğunu bilemediğiniz zamanlar olur. İki tarafı da kullanılabilen yağmurluklar gibi, bir içeriyi, bir dışarıyı uygun görürüz kendimize. Biriyle yakın, çok yakın olmak istersiniz. O kadar ki, bir iken ayrılmış gibisinizdir. Yeniden başlangıç durumuna; insanların, sözlerin, tortuların olmadığı o başlangıç durumuna dönmek istersiniz. Ama artık bir değilsinizdir. Dahası, onun bu başlangıç durumuna dönmek istemediğini fark edersiniz; bir olduğunuz durumu hatırlamıyordur bile. O zaman, ikiliği sona erdirmek için ondan da kurtulmak istersiniz. Doğal diye dayatılan, iki olmaktır. Sizse hep bir olmayı özlersiniz." Kitabın tanıtım yazısında... sanırım kitaba dair en sahih tespitler bunlardı...ikinciyi kabul etmeyen bir'den bahsediyoruz...benzer düşünceler...benzer hayalller...benzer düşler...bazen bir yazarın satırları arasında gezinirken kişiliğimiz ile benzerlikler bulmanın tuhaflığını yaşarız ya ...tek olmadığımızı fark ettiğimiz o tuhaf ân... Kitap boyunca yazar tekilliğini, düşlerinin ulaşılmazlığını kendi anlaşılmazlığını anlatmış? Ne gibi? Kürek çektikçe ileri değil dibine (mesafe) kat edilen bir gölde...kürek çekmek gibi.... Okuyucu kürek çektikçe daha derinlere ilerlemeye davet ediliyor...kimse paylaşılamaz ve çoğaltılamaz bir'in yanında kalmak istemez sanırım...bir uğrayıp ayrılmak, bir selam vermek en selametli yoldur okuyucu için. Ben selam verip ayrıldım. Çünkü kürek çektikçe ilerlemeyi sevenlerdenim ben, dibe çekilmek sanırım başka bir yazarın güzergâhında bana göre değil...
KıyısızTürker Armaner · Metis Yayıncılık · 201426 okunma