Bir eserin ilk baskısı benim için diğerlerinden daha değerli olurdu, ama benim ilk okuduğum baskıyı ilk baskı kabul ederdim. Orijinal baskıların, yani o kitaba ilişkin özgün bir izlenim edindiğim baskıların peşine düşerdim.
"Derviş Bey coşmuştu. Çok az heyecanlanırdı ama, heyecanlanınca da böyle durmazdı. 'Aç kalırım, sefil kalırım, Deli Halidden de aşağı durumlara düşerim, düşerim de ölürüm, ölürüm de onların haline gene düşmem.
İnsanların, bu sefil, bu yoksul, bu cahil halkın böyle köpeklere, yalancılara, onursuzlara önem vermeleri devrin bozukluğundandır.
İnsanın piçleşmesidir ve bu bir kriz çağıdır. Bu çağ da geçecektir. Bu yaşlı, kocamış insanlık kim bilir böyle ne kötülükler geçirmiştir! Bir gün gelecek, insanlar onurun,şanın, insan olmanın paradan da ekonomiden de üstün olduğunu anlayacaklar.' "
...Misafirlik bitti ve halamlardan ayrıldık. Sonra benim ayağım kaydı ve merdivenlerden aşağı yuvarlandım. Halamların bir kat aşağısında acılar içinde kıvranırken annem yanıma geldi, beni yerden kaldırdı ve tokatladı.
Yanlış duymadınız. Annem merdivenlerden düştüğüm için beni dövdü. Düzeltmek istediğim bir şey var. Şu hikayede düşen ve canı acıyan benim. Yani merdivenlerden düşmem, ders çıkarmam için yeterli gelmedi annem için. Yahu düştüm ulan. Düşmek bu. Canım acıyor güzel kardeşim. Sen beni neden dövüyorsun? Bir insana tokat atmak için birçok sebebiniz olabilir. Hatta bir insana durduk yere tokat atmak, diğer bulduğunuz tüm sebeplerden daha mantıklı da olabilir. Ama, "Nasıl düşersin sen?!" diyerek tokat atamazsınız kimseye. Buna müsaade edemem.
Nitekim on sayısının üçten büyük olduğunu bildiğim hâlde biri çıkıp bana "Hayır aksine üç ondan büyüktür" dese ve bunu kanıtlamak için "Ben asayı yılana çevirebilirim" iddiasında bulunsa ve asayı yılana çevirse, ben de bunu gözümle görsem, yine de bu sebepten bilgimden şüphe etmem. Sadece yaptığı işten dolayı buna nasıl güç yetirebildiğine şaşırırım. Yoksa bildiğim şeylerde asla şüpheye düşmem.