Ben de bilmiyorum küçük çekirge
Soru Yeni mezun olmuş bir iletişim öğrencisiyim. Etrafım bir şekilde devletin sınavlarına girip sabah 9 akşam 5 bir hayat geçirmenin tutkusuyla çırpınan insanlarla dolu. Dayanamayıp buna ayak uydurmuş, koca hayallerini küçültüp iki günlük hafta sonu tatiline kaptırmış durumda neredeyse tüm arkadaşlarım. Ben buna kapılmak istemiyorum. Bu genel toplama karşı özgün bir hayat tarzı yaşamak olanaksız mı? Bir reçetesi olmadığını tabii ki biliyorum ama akıntıya karşı tutunulan bir dal olmalı. Üç vakte kadar bu akıntıyla uğraşacak bir genç karşınıza oturup direncin ilhamını sorsa, edeceğiniz bir kaç cümle olabilirse, yoğunluğunuz arasında yazabilirseniz, çok şey paylaşmış olacaksınız. Cevap 1. Dil öğren, 2. seyahat et, 3. herkes ne yapıyorsa tersini yap. Çok yanılmazsın. Başkaca da formülünü bilmiyorum Uğurcan.
Sayfa 434 - Liber Plus Yayınları / 2 Temmuz 2012
Düşünce
Atatürk denizi pek sevdiği ve eski devirden kalma çürük yatla bir iki tehlike atlattığı için hükümet ona Savarona’yı almıştı. O yaz yatla gezintiler yapmaya pek hevesli idi. Yatağa düşünce: -Bu yatı bir çocuk oyuncağını bekler gibi beklemiştim. Bana hastane mi olacaktı? demişti.
Sayfa 513·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bana yüz yıl öncesinin Genç Türklerini hatırlatıyor, biliyor musunuz? Onlar da dinamiktiler. Dünyaları fethetmeye hazırdılar. Osmanlı'yı dirilteceklerine güvenleri tamdı. Mağrur duruşları ve yakışıklı bıyıkları vardı. Manastır askeri idadisinde ve Selanik kahvelerinde duydukları dedikodularla dünyayı ve tarihi çözdüklerine inanıyorlardı. Çok cahildiler. Bin yıl geçse birbiriyle aynı masaya oturmayacak dört kıytırık Balkan devletini Osmanlı'ya karşı ittifaka sokmayı başardılar. On yılda on ülke kaybettiler. Özür bile dilemediler.
Sayfa 431 - Liber Plus Yayınları / Kılavuzu karga olanın... / 14 Haziran 2012
Düşünce
Dönüş yolunda mezarlığın yokuşunu çıkarken yıldızların hepsinin kafamdaki bir düşünce, bir an, bir bilgi, bir hatıra gibi olduğunu hissettim. İnsan hepsini aynı anda düşünemiyor ama görebiliyordu. Aklımdaki kelimelerin, aklımdaki hayallere yetişememesi gibi bir şeydi bu. Kelimeler duygularıma yetişemiyor ve yetersiz kalıyorlardı.
Sayfa 56 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Dünya Dünyadan çok kopuklar. Resmi televizyon içler acısı. Sanırım başörtüsüz kadın göstermek yasak olduğundan hayvanlar alemi belgeselleri dışında yabancı film oynatamıyorlar. Basın beş on sayfalık propaganda bültenlerinden ibaret. Kitap yok. Yabancı basına ulaşmak imkansız ötesi, İnternette bildiğin büyük sitelerin hepsi (face, twitter, blogger, youtube) yasak. Türk basınının çoğu yasak. Aradıklarımdan sadece Taraf serbestti nedense; o da paralı olduğundan, kredi kartının duyulmadığı bir ülkede kimseye faydası yok. Turizm yok: 15 günde, bir iki Türk kamyon şoförü ile Suriyeli bir üniversite öğrencisi dışında tek yabancıya rastlamadım. Yabancı dil bilen yok gibi bir şey. Pasaport almak çok zor değilmiş. Lakin herhangi bir ülkedeki fiyat düzeyi İran'ın ortalama beş ila on katı olduğundan servet sahibi olmadıkça yurt dışına seyahat etmek zor. Herkeste uydu varmış gerçi. Batıdaki Türk vilayetlerinde millet sadece Türk televizyonu izliyor. Oradan bakınca Türkiye refahın, zenginliğin, uygarlığın, özgürlüğün adeta Kâbesi. Reklamlara bak, ağzın açık kalır. Ne mutlu insanlar! Ne kibar bankalar! Özgürlüğün güvencesi, esnek ve emici pedler! Türkiye'nin bu derece ezici bir kültürel/ekonomik üstünlük kazandığı bir dünyada, yarın öbür gün İran'ın başına bir şey gelirse beş yüz yıldan beri Acemlerle yaşamaktan memnun görünen İran Türkleri ne tepki verir? Türkiye'nin başına bundan dolayı hangi gaileler açılır? Doğrusu kestirmek kolay değil.
Sayfa 423 - Liber Plus Yayınları / İran notları / 5 Haziran 2012
Düşünce
Bizim bakış açımızdan, Freud'un teorilerini dayandırdığı antropolojinin, daha sonraki çalışmalarla temelden uzak olduğu gösterilerek geçersiz kılınması, tıpkı Bergson'un gözün evrimi hakkındaki fikirlerinin geçersiz kılınması gibi, en azından şimdilik, önemli değildir. O dönemde Freud'un din ve sanat gibi toplumsal kurumları psikoloji ve antropoloji ile bir araya getirme girişimleri, bilginin sentezinde ilerlemeler olarak görülüyordu ve böyle bir sentezin kendisi de ilerlemenin delili olarak kabul ediliyordu. Ayrıca Freud'un psiko-antropolojik teorileri, dinin doğal bir fenomen olduğu, ona dair "aşkın" hiçbir şey olmadığı ve nihayetinde antropolojik terimlerle anlaşılması gerektiği görüşünü teşvik etti. Dahası, Freud nevroz ve dinî pratikler arasındaki benzerliklere dikkat çektiği için bundan, dinin tam olarak toplumun patolojik bir yönü olarak değil (bazı insanlara yardım ettiğini kabul ettiği için) daha ziyade insan türünün kendini anlamasının bir yolu olarak kesinlikle psikolojiye tabi görülmesi gerektiği sonucu çıkıyordu.
Sayfa 91·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce