"Zira düște gelen düşünceler çoğunlukla uyanıkken gelenlerden daha az canlı ve daha az berrak değillerken bunların değil de diğerlerinin yanlış olduklarını nereden bilebiliriz?"
Her işini, sanki hayatının son işiymiş gibi, her türlü düşüncesizlikten, akıldan uzaklaştıran duygulardan, ikiyüzlülükten, bencillikten ve kaderine karşı hoşnutsuzluktan uzak durarak yaparsan, bu dinginliğe kavuşursun.
(...) Fakat düşünceler uyumaz ki! Tıpkı yarasalar gibi karmakarışık bir şekilde, sizin zayıflamış duyularınızın etrafında uçuşup dururlar, tıpkı açgözlü fareler gibi yorgunluğunuzu, ne kadar büyük olursa olsun kemirip çukurlaştırırlar. İnsan ne kadar rahat bir şekilde dinlenirse dinlensin hatıralar daha hummalı bir hal alır, hayaller karanlığın içinde daha fazla çırpınıp durur. Nihayet kalkar, hayalleri kovmak için ışığı yakarsınız. Fakat lambanın düşmanca bir hareketle iyi kavrayacağı şey, mektubun o açık rengidir. Sandalyenin üzerindeki lekeli ceketi de göstererek olup bitenleri hatırlatır ve sizi yine düşünmeye davet eder. Unutmak, evet, unutmak istersiniz elbet ama iradenize bağlı bir şey değildir ki bu!