Şu dağlarda kar olsaydım...
Bir asi rüzgâr olsaydım...
Arar bulur muydun beni,
Sahipsiz mezar olsaydım?
Şu yangında har olsaydım...
Ağlayıp bizar olsaydım...
Belki yaslanırdın bana,
Mahpusta duvar olsaydım...
Şu bozkırda han olsaydım,
Yıkık, perişan olsaydım...
Yine sever miydin beni,
Simsiyah duman olsaydım?
Şu yarada kan olsaydım,
Dökülüp ziyan olsaydım...
Bu dünyada yerim yokmuş,
Keşke bir yalan olsaydım!..
Demek şimdi gidiyorsun;
Sonunda bizi de çökertiyor
Bu kancık zelzele!..
Demek şimdi gidiyorsun;
Yıkılan bir duvar gibi
Ömrüme devrile devrile...
Demek mecburi istikametlerin,
Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında;
— Oy benim yaralım... maralım —
Demek şimdi gidiyorsun,
Ve bana bir tek seçenek kalıyor:
Güle güle!.. Güle güle!..
Beni öldürüyorsun, git...
Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim...
Bakma, git!
Kafamı yumruklayıp ardın sıra ağlarsam, namerdim!..
"Bu dünya o kadar karışık değil. Işte senin, belki de 'duvar' diye nitelendirdiğın karışıklık, ürkütücü falan, değil.Basbayağı, anlaşılır bir şey. Ve anlamaya yardımcı olan kitaplar var. Okuyabilirsin onları. Ne olduğunu anlayınca da duvardan muvardan ürkmezsin, tamam mı?"
Sayfa 118 - İletişim Yayınları | Yirmi Beşinci Baskı·Kitabı okuyor
1975’e doğru Jamaikalı bir müzisyen, Kool Here, block-parties denilen, trafiğe kapalı sokaklarda yapılan eğlenceleri canlandırmak için, sound-system prensibini Bronx’a ithal eder. Onun arkasından, başka MC’ler (merasim yöneticileri anlamına gelen maitres de ceremonie'nin baş harfleri; bu isim XVIII. yüzyılda Louisiana’ya göç eden dans yöneticilerinden türemiş) bir süre sonra, iki okuyucu ve yivli vinil plaklarla oynayarak, rap diye adlandıracağımız müziğin temellerini atar (Amerikan argosunda rap, “dedikodu yapmak”, başka bir deyişle doğaçlama konuşmak demektir). Yönünü değiştirdikleri techno’ya tepki olarak, onlar da tekrarcı bir tempo (ya da breakbeat) kullanır ve bilinen müziklerden, günlük gürültülerden kolaj yaparak sert bir timsal evren yaratırlar; anlatılarla, bağırtılarla, “hakaretlerle” dolu sözleri bir ritme uyarlarlar. İşsizlikten, hastalıktan, şiddetten bahsederler; müziği duvar boyacılığı (grafiti) ve yeni bir dans biçimiyle (breakdance) birleştirir ve hip-hop -zenci gettoların argosunda hip para, hop ise dans etmek anlamına gelir- kültürünü yaratırlar.
Eskiden kendimden geçerdim. Kendimi çiğneyip geçerdim. Ama şimdi, bedenim çelikten bir duvar gibi. Kırıp geçmenin imkânı yok. Cahilleştikçe sertleşiyorum. Demek ki yükselişimmiş benim görünmezliğime neden. Demek, zihnimden bir dev yaratmammış beni şeffaf yapan.