Vişne Bahçesi, soylu zengin bir ailenin çiftliğinde bir bahçedir, çocukluk anılarının olduğu, vaktiyle gülüp eğlendikleri...
Öyle bir vakit gelir ki köylücük diye aşağıladıkları, hor gördükleri bir zamanlar ev sahibinin kölelisi olan insanlara, borçlarını ödeyebilmek için evlerini satmak zorunda kalırlar tabii ki vişne bahçesi ile birlikte.
Şimdi yeni ev sahibi ağaçları ortadan kaldırıp toprakları kiraya vererek gelecek paraları hesaplamaktadır.
Evlerinden, bahçelerinden, hatıralarından ayrılan insanları bambaşka yerlerde bambaşka hayatlar beklemektedir.
Köylücük'ün çiftliği satın alarak intikamını alışına sevinsem mi, yoksa zamanın burjuva sınıfı şimdi ne hallere düştü diye üzülsem mi bilemedim.
Zaten bu hikayeyi Çehov komedi olarak değerlendirirken, Moskova Sanat Tiyatrosu kurucularından Konstantin Stanislavski trajedi olarak değerlendirmiştir.
İyi okumalar dilerim.
Tabii ki dili günümüze göre daha ağır kelimeler eski tarihlerden ama anlaşılır, arada anlamadığınız birkaç kelimeyi de olayın akışına göre değerlendirebiliyorsunuz.
Sarıpınar'da bir deprem, aslında olup olmadığı bile tam anlaşılmayan küçücük bir deprem ama gelin görün ki kaymakamın başına ne işler açıyor. Çünkü gazetelerde yer alan bu haber yüzünden valilikten tutun da dış devletlere kadar yardım yağıyor, ama yardımı harcayacakları yıkıntı yok. Resmi makama ait olan bu parayı kendi ihtiyaçları için de kullanamıyorlar haliyle.
Sonra ne mi oluyor, geçmiş olsun gidelim hasar çok mu bakalım yardımlarımızı artıralım diyorlar fakat gelin görün ki üst üste duran iki taş bile yerinden kımıldamamış, sadece köyün kendi viraneliğinden, eskiliğinden kaynaklanan yapım onarım gerektiren şeyler var...
Yaralısı, ölüsü olmayan bu depremin yarattığı hengamenin altından Halil Hilmi Efendi sağ salim çıkabilecekler mi dersiniz?
İyi okumalar dilerim.