Gözümüz betona doymuyordu ..ondan ötürü!
"Târihî eserlerin ihyâ edilip ayağa kaldırılmasıyla seviniyoruz. Lâkin diğer taraftan bu ecdâd yâdigârlarının devâsa binâların gölgesinde garip kalmalarına, rûhaniyetlerinin zedelenmesine ise üzülüyoruz. Zîrâ eskiden hayat külliyelerin çevresinde şekillenirdi. Şimdi ise külliyelerin çekirdeğini oluşturan câmiler bu hayâtın yabancısı, iğreti birer aksesuar konumundalar..."
Ecdad, Efendimiz'in adını andıklarında ya da işittiklerinde sadece salavat getirmekle yetinmeyip ellerini göğüslerinin üzerine koymuş, âdeta hal diliyle; "Senin makamın gönüllerimizdir." demek istemişlerdir. Mevlid-i Nebî'nin veladet bahrinde; "Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nûra gark oldu semavat u zemin" kısmı okunurken oturmayı edebe muğayir görmüş, sanki Resûlullah'ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine onun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Ne güzel dile getirmiştir Aziz Mahmud Hüdâyî hazretleri bu kudüme duyduğumuz minnettarlığı: "Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resûlallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Rasulallah." şeklinde dile getirmektedir.
Sayfa 188 - DİB·Kitabı okuyor
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu göğüslerde Hudâ'nın ebedi serhaddi; 'O benim sun-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar, Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? ' Gömelim gel seni târîhe'desem, sığmazsın.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Alıntı
İstanbul fâtihi, imparatorluğun gerçek kurucusu olduğu bilincinde idi. Bu nokta, kanûnnâmenin dibâcesinde nişancının ifadesinden de bellidir. Nişancıya göre, bunca fütuhat ve bilhassa İstanbul'un fethi gibi büyük bir başarı üzerine Fâtih'in, atalarının kanûnlarını toplayıp tamamlamak suretiyle bir kanûnnâme vücuda getirmesi gerekli görülmüştür. Burada, Göktürklerdeki gibi töre ve yasaların, imparatorluk kuran büyük hanlar tarafından değişmez yasalar olarak ilân edildiği anımsanmalıdır. Bu kanûnların büyük bölümü, Fâtih'ten önceye aittir. "Kanûnumdur" veya "Emrim olmuştur" ifadelerini kullandığı noktalarda dahi Fâtih'in çok kez eski kuralları onaylamaktan başka bir şey yapmadığı söylenebilir. Fakat "defterdarlık ve nişancılık verilmek Sahn müderrislerine dahi kanûnumdur" dediği zaman, bu kuralın kendisi tarafından konduğuna kuşku yoktur. Zira, Sahn medreselerinin onun tarafından yapıldığını biliyoruz. Hükümet adamlarının ayrı bir arz odasında pâdişaha arza çıkmaları yönteminin yine onun tarafından konduğunu biliyoruz. Bir yerde açıkça eski yöntemi değiştirdiğini şöyle belirtir: "Cenâb-i şerîfimle kimesne taam yemek kanûnum değildir, meğer ehl-i iyâldan ola. Ecdâd-i izâmım vüzerâsile yerlerimiş, ben ref etmişimdir." Yaptığı diğer değişiklikler, teşrifatta, merâtipte, maaş miktarlarında olmalıdır. Genellikle kanûnnâmede adı geçen memuriyetleri, hizmetleri ve âdetleri II. Murad devrine ait belgelerde tespit edebilmekteyiz. Kardeş katline dair madde, bu bakımdan incelenmeye değer. Daha I. Bayezid, Kosova savaş meydanında (1389) kardeşi Ya'kub'u idam ettiği zaman, bir iç-savaşı önlemek için vezirlerin reyi ile bunu yaptığı belirtilmiştir. Sonra onun oğulları arasındaki iç-savaş (fetret) aynı hareketi gerekli gösterecek kadar devleti temelinden sarsmıştır. I. Mehmed büyük
Sayfa 232 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
☆ ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE ☆
Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi. İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmiyecek. Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 0, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar, Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şânlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab... Seni ancak ebediyyetler eder istîâb. "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sayfa 829·Kitabı okuyor
Şiir
Ey, bu topraklar için şehid düşmüş, asker ! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer .
Sayfa 297·Kitabı okudu