"Efendim," dedim, "burada şu dört duvar arasında tam dört saat oturarak vaazınızın dört yüz doksan bölümüne dayanıp sizi dört yüz doksan kez bağışladım. Yetmiş kere yedi kez şapkamı alıp çıkıp gidecek oldum; siz de yetmiş kere yedi kez beni düşüncesizce yine yerime oturmaya zorladınız. Artık dört yüz doksan birinciyi çekemem! Ey benim gibi haksızlığa uğrayan topluluk! Saldırın şu adama! Alın aşağı şunu, ayaklarınızın altında un ufak edin de gözümüz bir daha görmesin onu!"
Dolu yağıyordu. Derinlerden, inatçı derin karanlığın içine. Ne kadar yağarsa yağsın beyazlamayan karanlığı bir gün beyazlatacağına inanarak şiddetle yağmaya devam ediyordu.