Mantıksal sistemin tiranlığı, insanın düşüncelerini meydana getirmek için bel bağladığı mantığın sonu gelmez sürecine aklın boyun eğmesiyle başlar. İnsan nasıl dışarıdaki bir tiranlığa diz çöktüğünde kendi hareket özgürlüğünden feragat ediyorsa, böyle bir boyun eğişle de içsel özgürlüğünden feragat eder.
Sorular ve öğrenme üzerine
En fazla şeyi cevap veremediğimiz sorulardan öğreniriz. Bunlar bizi düşünmeye sevk eder.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şerefsiz Abuzer reis
Abuzer Reis az sonra seyir güvertesindeydi. Feneri yakmadığı için kendisini azarlayan Diyavol Paşa Hazretlerine şunları söylüyordu: "Ama efendim! Sen dedin ne yap et o üç kalyondan kurtul diye. Ben de feneri söndürdüm. Karanlıkta bizi göremediler ve izimizi kaybettirdik. " Efendimiz ise, "Demek sana 'ne yapıp et' dedim ha! Bir korkağın 'yapıp edecekleri' ile yürekli ve efendi birinin 'yapıp edecekleri' arasında nasıl bir fark olduğunu anlaman için bizzat yürekli ve efendi olman icap eder, " dedi. "Yazıklar olsun sana! Ama çok üzülme! Sana ceza vermeyeceğim. Çünkü sende, bu gemideki hiç kimsede bulunmayan bir meziyet var. " Bu lâfı duyunca Abuzer Reis gülümseyecek oldu, ama Kaptan Efendimiz sözüne şöyle devam etti: "Sendeki meziyetin adı alçaklık! Evet, topçular, tüfenkçiler, gabyarlar, yelkenciler, marangozlar bu gemiye ne kadar lâzımsalar, senin gibi bir alçak da Amat'a o kadar lâzım. Zâbitler arasındaki yegâne alçak sen olduğun için, bu üstün meziyetinden dolayı, yevmiyeni 45 akçeden 95 akçeye çıkarıyorum. Bu parayı da, mürettebatın ücretlerinden keseceğim. Aldığın parada, günde yarım akçe kazanan 13 yaşındaki bir aylakçının da payı olacak!" Gemiciler bu hesaba sevinmişlerdi. Geceleyin feneri söndürülmüş bir gemide olmak şerefsizliğini, yevmiyelerinden kesilecek az bir parayla üzerlerinden atmışlardı. Alçaklık konusunda onlar olsa olsa hevesliydiler; ama Abuzer Reis bu iş için para alıyordu. Dolayısıyla gerçek şerefsiz oydu.
Sayfa 84·Kitabı okuyor
Münakaşa, dedi, küçük burjuva münevverinin bayıldığı şey! Münakaşa! On paket sigara içer ve beş gün, beş gece münakaşa eder. Sonra dünyayı ıslah ettiğine kanidir, mağrurane başını kaldırır ve susar, bitti. Başka iş yok. Bizse ‘bütün insan’ fonksiyonlarını birbirinden ayırmayız. Fikir gövdeden, müstakil değildir. Hareket fikir devam ettirir ve tamamlar.
İnsan çaresiz kaldığında hakikati daha berrak görür. Kapılar üzerine kapandığında, sebepler sustuğunda, elinden gelenler tükendiğinde... İşte o zaman başını kaldırır ve şunu fark eder: Göğe uzanan bir yolu vardır. Adı, duadır. Dua, insanın en büyük sermayesidir. Çünkü insan sınırlıdır, Rabbi sınırsızdır. İnsan zayıftır, Rabbi mutlak güç sahibidir. İnsan unutur, Rabbi unutmaz. Dua, bu farkın idrakine varmaktır. Kulun "Ben yapamam" dediği yerde, Rabbine dönüp "Ancak sen yaparsın." diyebilmesidir.
Sayfa 7
İnsanın hafızası zalimdir. İntikam peşinde koşarcasına en çok ölürken eziyet eder.
Sayfa 89·Kitabı okuyor
Alıntı