“Bütün yaptığım, her gün, sonunda bir gün biriyle karşılaşacağımı hayal edip durmak. Ah bir bilseydiniz bu şekilde kaç kez aşık olduğumu!" "Ama nasıl olur, peki kime?" "Birine değil, bir ideale, hayal ettiğim kişiye!"
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Alıntı
«Çocuk için yiyecek kazanmalıydım, hiç kimse Jamaica'da gebe bir zenciyi işe almamak­tadır. Çöplükte bir ebe biliyordum. O bana şunu sordu: kaç şilinin var? Beş, diyerek ben cevap ver­dim. Yat; dedi. Çok pisti, onun için üzüldüm, pis her şey için üzülmekteyim, herkes temiz olmak is­ter, herkes okyanus gibi kokmak ister.»
Sayfa 68
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
En sevgili muhatap...
Hiç mümkün müdür ki: İnsanı bütün mahlûkat içinde kendine en sevgili bir muhatap yapıp, ona koca kâinatın hazinelerini açan bir Sultan; o sevgili muhatabını idama mahkûm edip toprak altında çürütsün? Adaletini, merhametini ve kendi cemalini(güzelliğini) böyle bir merhametsizlikle inkâr ettirsin?
Din
Kulveren köyünün -daha doğrusu otuz pareyi bulan bu ha­vali Alevi köylerinin- biricik çerçisi Süleyman Ağa ona boylu, şişman, kırmızı yüzlü bir adamdı. Seferberlikte askerden kaç­ mış, sonra nasılsa zaptiye yazılmayı becermiş, düşmanlarının anlattıklarına inanmak icap ederse, el altından eşkiyalara yatak­lık edip cephane satarak para yapmıştı. Şakacılığı kadar, kindar­lığı, inatçılığı da meşhurdu. Hiç gizlemez: "Ben, Allah sayesinde katır huyluyumdur," der, "inadımdır ve de inat iyidir! lnat eder­sin kendi kendine ... Lakin kimseye belli etmeyeceksin. inadın sonu selameti inat adam oldun mu, ayrıca deve kinli olursun. Kürt hesabı: Öcünü, deli Kürt kırk yılda almış da, 'Oh ne çabuk aldım,' diyerek sefasından bayılmış. Kin güden adam inat olacak ki kendine yapılanı bir vakit unutmayacak ... "
Sayfa 66·Kitabı okuyor
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
Derviş Mehmed paşa ve Nasuh paşa gibi, cesur, yiğit, mert ve bahadır nice sâdık vezirleri, bâzı garaz sahipleri, birçok iftiralar ederek Allah korusun "Yüce salta­nata suikastı vardır" diye padişahın gazabına uğrat­tılar. Onlardan sonra gelen vezirler, mecburen iç halkına5 uyup, havalarına göre hareket edip, her ne isteseler red etmez oldular. Onlar da pek çok işlere karışmağa başlayıp, kan bahasına nice yüz yıl ev­vel fetholunmuş köyleri, tarlaları birer yolunu bu­lup, kimini paşmaklık ve kimini arpalık, kimini mülk olarak verdirib, kendileri tamamen doyduktan sonra her biri adamlarına nice tımar ve zeâmetler verdirip, kılıç erbabının dirliklerini kestiler. Devlet hâzinesini ziyana uğratıp, âlemi bu hale getirdiler.
Alıntı