"Mektubunu sabah aldım. Şimdi akşam. Daha bir şey yemedim. Sözde cıgarayı bırakmağa niyetliydim. Bugünkü, inan bana unuttum kaçıncı paket. Evde bir ölüm sükûtu var. Sual sormağa korkuyorlar. Ah bir sorsalar da seni anlatsam... Ah bu rezil dünya seni tanısa, seni öğrense, seni anlasa... Kurbanın olurum Leylim, kendini üzme, boşu boşuna haksız yere kendini üzme, kurtar kendini. Bak, yanında ben varım. Seninle olduktan sonra yapamayacağım ne vardır? Önce kendine inan, kendini sev, sonra bana bel ver, bana yaslan, bak yaşamanın aslî cevherini gösterecek. Üzme hiç kendini, ölürüm sonra. Ölmek, hiçbir şey değil. Sen böyle canlı, sıcak, dost, aziz ve en güzeli sevgiliyken ölmek, acı da olsa katlanılır. Ama senin bu bedbin hâlini görmek... İşte mesele burada. Artıl tek mısra yazamam, bir satır uyku uyuyamam. Yerin dibine batsın hepsi. Ne bok yemeğe sana iki yıl önce rastlayamadım?"
Son saatimde seni çağırmak istemiyorum, ben gidiyorum ve sen; ne adımı ne de yüzümü bileceksin. Ölümüm çok rahat olacak; çünkü o ölümü uzaktan hissetmeyeceksin. Ölümüm sana acı verecek olsaydı ölemezdim. Artık, yazmaya devam edemiyorum... Başım cok bulanık... Bütün uzuvlarım acıyor, ateşim var... Sanırım biraz uzanmam gerekiyor. Belki birazdan bitecek, belki kaderim bana bir kez olsun iyi davranır ve çocuğumu götürdüklerini görmek zorunda kalmam... Artık yazamıyorum. Elveda sevgilim, elveda! Teşekkür ederim... Her şey olduğu gibi güzeldi... Son nefesime kadar müteşekkir olacağım. Ben iyiyim: Sana her şeyi anlattım, artık her şeyi biliyorsun. Hayır, seni ne kadar çok sevdiğimi artık tahmin edebiliyorsun ve bu aşktan dolayı omuzlarında bir yük olmayacak. Eksikliğimi hissetmeyeceksin ve bu da tek tesellimdir. Güzel ve aydınlık hayatında bir şey değişmeyecek... Ölümümle sana acı vermeyeceğim... Bu da beni teselli ediyor. Ah sevgilim! Kim... Doğum gününde o beyaz gülleri sana kim gönderecek? Ah, o vazo boş kalacak! Yılda bir kez de olsa etrafında esen ve benden gelen o nefes, o küçük rüzgâr artık esmeyecek! Sevgilim, duy, sana yalvarıyorum... Bu senden ilk ve son dileğim... Benim hatırım için yap, her doğum gününde -bu insanın kendisini düşündüğü bir gündür- güller al ve vazoya koy.
Örneğin bu dünyada senden -bulunmaz ya haydi ve sen gibisinden gayri diyelim- evet senden gayri kimseleri alkışlayamam. Sencileyin sevemem. Tattığım, yaşadığım başka duyular, inançlar da var ama seninki gibi yüzde yüz, yüzde milyar katkısız ve candan değil. Kendi yönünden öyle ama karşıdan yahut çevreden öyle değil. İlk sen mağlup ettin beni. Ayaklarım yere bastı, ufkum, evren bir açıldı. Yazabiliyor, peşimden gen istidatları götürebiliyorsam, hep bundan. Bir de ''beni şişirme, bir bok değilim'' diye sıkılmadan kendine çatınıyorsun. Sen bir bok olmazsan, ben hiçbir bok olmam, anladın mı? Kız mı, kadın mı, oğlan mı yok çevremde. Dolu. Ama hepsi de beni şişirmek, bir iki mısra daha vermem için konsantre etmekten, bazıları da eski dostlukları, delikanlılığımızın baş döndüren ataklığını eşelemekten ileri gidemiyor. Biliyorum, ufak para değilim ben. Büyük oyunlar için yaratılmışım. Ya hep, ya hiç. ''Ya hep'' çıkarsa benden gayri herkesler -hiç değilse nispi de olsa- rahat bir nefes alacak, insan olduğuna pişmanlık duymayacak. ''Ya hiç'' çıkarsa yanacak olan sade benim. Belki bir de kendimden koparamadıklarım. Ve seni, canımın gizlisindeki candan izin sakınır, düşünürüm.
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
(...)