"Araf Eee, ben öldüm galiba. Yani öldüğümü düşünüyorum. Ama düşünebiliyorum. Bir dakika... Eğer düşünebiliyorsam hâlâ varım. Ee o zaman ben kurtulmadım ki? Cehennem dedikleri bu mu yoksa? Cehennemde de hatırlayacaksak, ölünce kurtulmuş olmadım o zaman! Yani, madem her şeyi unutmayacağım, madem aklımda sorularla kalacağım... E ben niye öldüm? Ölüp de unutamıyorsak, bu nasıl ölüm? İnsan bari öldüğünde rahat etsin be! Kesin cehennemdeyim. Sıra var! Gelen giden yok, ışık falan da yok. Burası cennet olsa, sıram çoktan gelirdi. Çünkü cennette sıra olmaz, orada VIP giriş var. Ama cehennemde... Ohoo, torpilli şeytanlar vardır kesin. Beni de, "Sen bekle," diye unuttular. Yazıklar olsun! Yandım anam yandım! Ama bir dakika... Yanmıyorum ki?" ***
Sayfa 63
Psikoloji
Yaşam, devasa ve tek bir nefes alışverişi gibidir.
Gerçekten de yaşam oluşunun sorumluluğunu aldığında ve gerçeğinin yol almasına izin verdiğinde, nasıl da hemen dönüşmeye başlıyor. Bütün mesele "an" denilen kavramı anlayabilmekteydi. An olan tek zaman, an yaşam ve gerçekten yaşamak her an önüne kendini seren ve senin de parçası olduğun yaşamdan ayrı mı, yoksa onunla bir olmayı mı seçtiğine bağlıydı sadece. Hani derler ya, tüm kâinat her an bir geriliyor ve bir genişliyor, sürekli bir hareket var diye. İşte ben bunu nefes ile birleştirdim kafamda. Kâinatı oluşturan her birim, bu her nefes hareketi olan An'da, kendini olduğu gibi ortaya koyuyor. O ortaya koyduğu oluş, tekrar içe çekilen nefes olarak alınıp bir sonraki verişte ortaya koymuş olduğun oluşa denk gelen bir sonraki An içeriğini getiriyor. Yani her an ortaya koyduğun, bütüne kattığın oluşun alınıp sana bir sonraki an olan karşılığını getiriyor. Sonra ona cevap veriyorsun oluşunla ve yenisi geliyor. Yaşama kattığın ne ise her an onun karşılığı olan bir olasılık önüne geliyor. Oluşun belirliyor. Yaşamın her anını bütünün, Bir'in oluşu belirliyor. Yaşam her an oluyor. Bir kocaman nefes alıp veren ağız sanki." Ben her An'da nasıl var oluyorsam, yani her an kim oluyorsam, bir sonraki an için o olduğum kişiye yönelik bir olasılık oluşturuyorum." Evet ama burada dikkate alınacak nokta şu: Ben. Her An, her şeye yani Bir'e cevap veriyor. Her an, her şey yani Bir'in önüne kendini sunuyor. Dev bir yansıma işte. Kâinat dediğimiz Bir'in yansıması, her an olan. Ol der ve olur diyoruz ya, esasında makro düzeyde bakarsan Bir her an 'Ol!' diyor ve oluyor. Her nefesle tüm kâinat her an yeniden oluyor." Çünkü gerçekte rastgele bir şey yok. Etki, tepki, etki, tepki... Ama işte sırayı yanlış almamak lazım. Her an etki olan biziz gerçekte. Bir sonraki An'da önümüze gelen, yaşam
Sayfa 320·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Langdon yazı tahtasının önünde bir aşağı bir yukarı yürüyerek, elma yerken gülümsedi. "Bay Hitzrot!" diye bağırdı. Arkalarda uyuklayan genç bir adam, sıçrayarak ayağa kalktı. "Ne var! Ben mi?" Langdon duvardaki Rönesans sanatı posterini gösterdi. "Tanrı'nın önünde diz çöken bu adam kim?" "Şeyyyy... bir aziz mi?" "Mükemmel, peki ya bu altın hale size bir şey hatırlatıyor mu?" Hitzrot zorla gülümsedi. "Evet! Geçen dönem işlediğimiz şu Mısırlı şeyler. Şu... şeyyyy... güneş yuvarlakları!" "Teşekkür ederim, Hitzrot. Uyumaya devam edebilirsin." Langdon sınıfa döndü. "Haleler, Hıristiyan simgelerinin çoğu gibi, eski Mısır dini olan güneşe tapmadan ödünç alınmıştır. Hıristiyanlık, güneşe tapma örnekleriyle doludur." Önde oturan kız, "Efendim?" dedi. "Sürekli kiliseye gidiyorum ve pek de güneşe tapınmaya rastlamıyorum!" "Gerçekten mi? Peki, yirmi beş aralıkta neyi kutluyorsunuz?" "Noel'i. Hz. İsa'nın doğumunu." "İncil'e göre, İsa mart ayında doğmuş, o zaman aralığın sonunda biz neyi kutluyoruz?" Sessizlik. Langdon gülümsedi. "Yirmi beş aralık, arkadaşlar, kış gündönümüyle, aynı zamana rastlayan sol invictus'un -Fethedilmemiş güneşin- eski pagan tatilidir. Yılın bu harika zamanında, güneş döner ve günler uzamaya başlar." Langdon elmasından bir ısırık daha aldı. "Kendisini kabul ettiren dinler," diyerek devam etti. "Din değişimini daha az sarsıcı kılmak için var olan tatilleri benimser. Buna dönüşüm denir. Bu, insanların yeni dine alışmalarını sağlar. İbadet eden kimseler, aynı kutsal tarihleri sürdürür, aynı kutsal yerlerde dua eder, benzer simgeler kullanırlar... ve kolaylıkla başka bir tanrıya geçebilirler." Önde oturan kız şimdi küplere binmiş gibi görünüyordu. "Siz, Hıristiyanlığın bir tür... yeniden ambalajlanmış güneşe tapınma olduğunu ima
1000Kitap
"beeess eee negerînin vê govendê kurdino, xwîn diherike û hîn germ e li nava meydanê, werin hawarê!.."
Sayfa 64 - Pall Weşan·Kitabı okudu
Eee sen şimdi Rasim Abi bunun neresinde, diyeceksin. Aslına bakarsan her yerinde. Adım adım, parça parça oluşuyor. Çünkü mesele bir adama rastlamamdan öte, o adama hangi halimle rastladığımla alakalı. Tam Rasim Abi'ye rastlamalıktım o gece; ilkokul öğretmenime, eski sevgilime, karşı komşuma ya da iş arkadaşıma rastlayacak bir ruh halinde değildim. Sanırım beni hiç tanımayan, muhtemelen benden daha beter durumda olan birine ihtiyacım vardı. Çünkü boka batınca, o boku hemen biriyle paylaşmak istersin. Başka türlü kurtulamazsın. Önemli olan, aşağı yukarı senin kadar batık birini bulmaktır. E, malum: Adamın derdi,seninkinden az ise dinleyesin gelmez, derdi seninkinden fazlaysa da utanır, konuşamazsın. Dert anlatacak birini bulmak da başka derttir vesselam. İşte bu çetrefilli dengenin ortasında Rasim Abi, hem her şeyini kaybetmiş birinin hüznünü hem de her şeyi baştan keşfetmiş birinin sükunetini aynı anda barındırıyordu. Oturuşu, kalkışı, her şeyi "Kim olursan ol, gel" der gibiydi.
Sayfa 45·Kitabı okudu