Hayır efendim Yol’da hayat hep güllük gülistanlık değildir.
Sayfa 150
1000Kitap
Yaşamda yaşamaktan fazlası olmalı. Õ halde ne olduğunu kendiniz bulun efendim. Sırf şüpheleriniz var diye, dünyadan durmasını istemeyin.
Sayfa 284 - İthaki·Kitabı okudu
Reklam
Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeni putlar çıkmış ortaya. Truman,* Marshall planı* ve Amerikan sosyolojisi. Bu “bilimsel” sosyolojinin ilk amacı, Amerikan iş çevrelerinin mutlak hükümranlığını sağlamak; ilk keşiflerinden biri sosyodra. ma. Sosyodramanın temelinde şöyle bir peşin hüküm yatar. Amerikan toplumu mümkün dünyaların en iyisi, ama işlet. melerde ufak tefek aksaklıklar görülüyormuş, adam... Bu câ. nım düzene ayak uydurmayan birkaç ruh hastası, psikodrama veya sosyodrama ile afiyete kavuşturulur, olur biter. Sovyet sosyolojisi, sosyolojinin karikatürü. Hüsnüne esir olduğumuz bu yeni ideoloji, edebiyatın en sevimsiz dalı. İlme benzeyen tek tarafı: Sıkıcılığı. Kendi tarihlerinden, kendi mukaddeslerinden, bir kelimeyle kendi ruh dünyalarından habersiz nesiller, bir ülkeden bir ülkeye, bir medeniyetten bir medeniyete taşınınca bütün hikmet-i vücudunu kaybeden bu şiirsiz, bu soğuk ideolojiden öylesine bezmişlerdir ki, iffetlerini herhangi bir gerçek ideolojiye teslim etmelerine şaşmamak lâzım. Bu son moda mitolojinin yerli rahipleri bana hep Voltaire'in bir tarifini hatırlatır: “Avukat, Paris'in örfü adâtını öğrenmek için yıllarca Teodosyus* ve Justinianus” kanunlarını ezberleyen, sonra efendim, kaydını yaptırarak ücreti mukabilinde müdafaaya çıkmak hakkını kazanan kimsedir, sesi müsaitse tabii.”
Sayfa 186 - İletişim Yayınları
Timur ve Timur
Buzağı Timur ise yine son derece çılgındı. Arkasını dönüp gidecek gibi olduğunda, "Timur!" diye bağırdım. "Efendim," dedi arkamdaki gerçek Timur. Yönünü bularak yine bana koştu Buzağı Timur. Deli deli başını bacaklarıma sürtmeye başladığında güldüm. Ne zaman geldiğini bilmediğim Timur ise bu manzaraya boş boş bakıyordu. Bu bakışa daha çok güldüm. "Sana demedim." Dudaklarını bana kaldırmış, kocaman gözlerle belime sürtünen buzağıyı işaret ettim. "Adı Timur." Bir kaşı havalandı. Nasıl yani? Gülerken, buzağıyı boynundaki kuşaktan tutup ilerletmeye çalıştım. "Nenen seni çok seviyor, belli. Adını en sevdiği buzağıya vermiş." Bakışı daha da beter bir hal alınca minik bir kahkaha atım. "En az evdeki öküz kadar got kafalı, dedi." Bir kahkaha daha attım ama o gülmüyordu. Tip tip bakmaya devam etti. Hala gülerken yanına sokuldum. "Tamam, tamam. Kızma. Ben demedim, nenen dedi." "Hoşuna gitmiş, belli." Kıkırdadım. "Yalan yok, gitti." Aknene, "Ula, buzaği kaçtı, akluna koduklarim!" diye bağınınca, irkilerek gerilemek zorunda kaldım. Dama değil, damın yanındaki yoldan hoplayarak giden Buzağı Timurla panik seviyem arttı. Timur daha hızlıydı. Buzağı Timur'u zapt eden, gerçek Timur oldu. Zorla dama ilerletti. Dışarı çıktığında kaşlan çatıktı. Akkadın'a ters ters baktı. "Ne var?" dedi Aknene. "Ne kararttın yine o gözleri?" "Buzağının adı beni çok etkiledi." "Değil mi?" dedi Aknene imayla. "Beni de çok etkiler. Her gün dama sokmak için böyle harp edip dururum. Çok tanıduk!" Değneğiyle koluna vurup yana iteledi. "Çekil hau yana!" Dama girip gözden kayboldu.
"Sakın münafık bir kimseye 'efendim' demeyiniz. Çünkü o münafik sizin efendiniz olduğu takdirde, siz. Rabbinizi kızdırmış olursunuz."
Sayfa 230·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam
Reklam