• Müslüman kuvvetli olmak borcundadır. Hem kendi inanc ve medeniyetini korumak, hem zulmün insanlığa el koymasına mâni olmak icin.
  • Müslüman kuvvetli olmak borcundadır. Hem kendi inanç ve medeniyetini korumak, hem zulmün insanlığa el koymasına mâni olmak için.
  • - Allah ezelidir, bütün sıfatları da ezelidir. Sıfatlarından biri de ilmidir.

    Ezeli olanın zıddı olmaz. Bu sebeple Allah’ın ezeli ilminin zıddı olan cehalet, bilmezlik onu semtine yanaşmaz.

    Bu gerçeğin neticesi şudur: Allah’ın ilmi sonsuzdur, geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı birden kuşatır ve oralardaki bütün her şeyi bilir. Gelecekle alakalı hususları bilmek de bu ezeli ilmin ayrılmaz özelliğidir.

    Bu sebepledir ki, Allah imtihan sorularını seçerken ilmine göre değil, adaletine göre seçer. Ve bir kimsenin imtihanı kazanacağını veya kaybedeceğini bile bile onu imtihana alır ve sorumluluğu ona yükler. Çünkü, her insanın, her nefsin, her şuurun, imtihana tabi tutulduğu konularda, sorulara cevap verecek donanıma sahiptir.

    O halde, Allah’ın nefsin inadını önceden bilmesi, onu imtihan etmeye mani değildir.

    - Bununla beraber, “Nefsin terbiyesi” ile ilgili bu bilgi, bir nevi temsili bir anlatım olarak da değerlendirmek mümkündür. Bununla, nefsin açlıkla terbiye olduğu kadar başka bir şeyle terbiye edilmediği anlatılır.

    Daha önce nefsin ateşe atılmadığı kabul edilse bile, bu temsil penceresinden “nefsin inadının ve direnmesinin” ders verildiği ortadadır. Ve bu hakikat ayetle de sabittir.

    “Eğer geri döndürülseler, kendilerine yasaklanan şeye tekrar dönerler. Şüphesiz, onlar yalancıdırlar.” (Enam, 6/28)

    mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.

    Rivayete göre, Cenâb-ı Hak nefse:

    - Ben kimim, sen kimsin? diye sormuş. Nefis de:

    - Ben benim, sen sensin! diye cevab vermiş. Bunun üzerine Allah ona azab vermiş, Cehenneme atmış, sonra yine sormuş:

    - Ben kimim, sen kimsin?

    Nefsin cevabı aynı olmuş:

    - Ben benim, sen sensin!

    Hangi azâbı verdiyse, nefis gurur ve enaniyetinden vazgeçmemiş. Nihayet uzun süre aç bırakarak
    bir nevi oruç tutturmuş, sonra tekrar sormuş:

    - Ben kimim, sen kimsin?

    Nefis bu sefer şu cevabı vermiş:

    - Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, bense senin âciz bir kulun... (el-Havbevî, Dürretüt’l-Vâizîn, s. 11)
  • - " Belli başlı bir ideolocya temeli üzerine oturtulmuş, her ferdinin tek kıbleye dönük olduğu, bütün iş bölümlerinin bir saat nizamiyle çalıştığı, herkesin ve her işin maddî ve manevî hakkını tam aldığı, mükemmel ve müesses cemiyet; kısaca, fildişi kaldırımlarda, fildişi sokaklarda giden, hiç birbirine çarpmayan, herbiri birbirinin emrinde ve ALLAH korkusu altında, herbiri bugün ölecekmiş gibi iki büklüm ve yine herbiri hiç ölmeyecekmiş gibi dimdik insanların cemiyeti...
    Sen, bu ideali gerçekleştirmeye memur, mecbur, hattâ mahkűmsun!
    Büyük fikir, İslâmın saffet, asliyet ve tamamiyetinden zerre feda etmeksizin bizzat İslâmı anlama ve anahtarın kumdaki yatağı gibi ona uyma mânâsına yepyeni bir idrake kavuşmak, "İslâma muhatap anlayış" davasıdır. Bunu anlamak, öz keşifleri içinde müflis ve yeni bir din arama yolunda perişan insanlığa anlatmak; cihanı kaldıracak manivelânın dayanak noktasını Türkiye kabul etmek, oradan İslâm âlemine, oradan da topyekûn beşeriyete el atıcı muazzam bir plâna sahip olmak...
    Sen, ideali aksiyona döndürmek ve aksiyonu idealleştirmek gibi zorların zoru bu içiçe işi gerçekleştirmeye memur, mecbur, hattâ mahkűmsun!
    Bu dava etrafında saflarını halkalayabilmen için mutlaka iki müessire ihtiyaç var:
    RUH VE ONUN EMRİNDE KOL!.. DÜĞÜM BURDA!..
    Her oluşa hakim kanun olarak belirtebiliriz ki, suyun oksijen ve hidrojeni gibi, fikir ve hareket cevherlerinin birleştiği yerde gökler bir anda suyla dolar ve yeryüzü feyzle taşar.
    ALLAH Resűlünün kötülüklere karşı mücadelede kademe kademe aletlerini işaret buyurdukları emri hatırlayınız... Birinci derecede el; yani fiil... İkinci derecede dil; yani ihtar... Üçüncü derecede kalb; yani nefsini muhafaza... En aşağı derece de üçüncü derecede gömülüp orada mahfuz kalmak...
    İyiyi yapmak ve getirmek, kötüye mani olmak ve defetmek mükellefiyeti, bu iki müessiri teşkilâtlandırmak zaruretini izaha yeter!Tarihin çöküntü sahifelerinde kendisine misâl aramanın değil, tarihe destanlık çapta yeni bir felâket örneği vermenin mevzuu şartlar içinde, takip edeceğin strateji şudur:
    Davayı, estetik, diyalektik, ideolojik ve politik sahalarda beslemek ve ocaklaştırmak... Meydana gelemeyişlerin sırrını kendi "antitez"inde göstermek ve ortada ne kadar zaaf varsa davan lehinde semerelendirmek... Asla küçük ve bücür oluşlara ve erişlere yanaşmamak, sahte tesellilere miskinliğe kapılmamak... "Hepçilik"ten vazgeçmemek ve zerrece taviz vermemek... Strateji ve taktik dilinden anlamak ve taviz vermemeyi öküzlük etme sanmamak... Millet tarlasını, ünüformalı ve ünüformasız genç fidanlar ve yeni ekinler halinde donatmak... Yepyeni bir diyalektikle muazzam bir kültür ve telkin savaşına girişmek, gerektiği yerde gerekeni yapmak, sır dolu bir strateji yolundan istikbalini hazırlamak...
    Sormak makamındayım ki, aynada çehresini seyreden ve zamanda gayesini işleyen BÜYÜK DOĞU, aslın gölgeye kendisinden daha yakın olması hikmetiyle her sahada muhatabından neyi ister? Büyük Doğu'nun muradı ve İslâmcı mücadelenin hayatî suali budur...
    Her sahada bunun cevabını ver!"
    Salih Mirzabeyoğlu
    Sayfa 183 - İBDA Yayınları
  • Müslüman kuvvetli olmak borcundadır. Hem kendi inanç ve medeniyetini korumak, hem zulmün insanlığa el koymasına mani olmak için.
    Sezai Karakoç
    Sayfa 53 - Diriliş Yayınları
  • Besmelenin faziletiyle ilgili bir çok hadis rivayeti olmakla beraber, sorudaki anlamda bir hadis rvayeti bulamadık

    Besmelenin Fazileti:

    İlk yazılan, besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, besmeledir. Müminler, besmele yardımı ile sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası besmeledir.

    Euzü okumak, "Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm", besmele okumak ise, "Bismillâhirrahmânirrahîm" demektir.

    Sûre okurken, "euzü besmele" okunur. Âyet-i Kerime okurken, âlimlerin çoğuna göre, yalnız "euzü' okunur. Sûre veya âyet okumaya başlarken "euzü" okumak vacip, Fatiha okumaya başlarken "besmele" okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken Besmele okumak sünnettir.

    Namazda, "Sübhaneke" okuduktan sonra "euzü besmele" okumak sünnettir. Allah Teâlâ buyuruyor:

    "Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın!" (Nahl, 16/98)

    Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi, mesela şarap içerken veya domuz eti yerken "besmele" çekmek küfürdür.

    İyi işlere "besmele" ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

    "Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır." (Feyzu’l-Kadir, V, 13)

    "Kişi evine girdiği zaman içeri girerken ve yemek yerken Allah`ın adını zikrederse, şeytan (avenelerine): "Size burada gecelemek de yok akşam yemeği de yok!" der. Ama kişi, eve girerken Allah`ı zikreder fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse, şeytan (avenelerine): "Akşam yemeğine kavuştunuz ama burada gecelemeniz mümkün değil” der. Adam eve girerken ve yemeğe başlarken (“Bismillah!" diyerek) Allah`ı zikretmezse, şeytan (avanelerine): "Yemeğe de yetiştiniz, yatmaya da!" der." (Müslim, Eşribe,103; İbn Hanbel, 3/383)

    "Bir yazı yazdığınız zaman, ‘Bismillahirrahmanirrahim’deki “Sin” harfini güzelce yazın; ihtiyaçlarınız giderilir. Ve onda aziz ve celil olan Allah’ın rızası vardır.” (Deylemi, 1/270/h.no:1048).

    "Resulullah ashabından 6 kişiyle yemek yiyordu. Derken bir arabi geldi ve onu (6 kişilik yemeği) iki lokma yapıp yedi. Bunun üzerine resulullah: “Eğer bu adam besmele çekseydi, bu yemek size kâfi gelirdi” diye buyurdu….” (İbn Mace, Etime, 7)

    "Peygamberimiz(s.a.m) Hz. Ali’ye hitaben şöyle demiştir: "Ya Ali! Bir sıkıntıya düştüğün zaman 'Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim' duasını oku; muhakkak Allah onunla dilediği kadar her türlü belayı uzaklaştırır.” (Deylemi, 5/324/h. no: 8324)

    "Soyunurken çekilen 'besmele', cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler." (Taberani, el-Evsat, 7/128/h. no: 7066)

    "Helaya girerken çekilen 'besmele', cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler." (Tirmizi, Salat, 426; İbnu’s- Sünni, Amelu’l-yevm, 1/21)

    "Kim yemeğin başında “Bismillah” demeyi unutursa, (yemek esnasında Besmeleyi çekmediğini) hatırladığında “Bismillahi fi evvelihi ve ahirihi”(Yemeğin başında da sonunda sonunda da Allah’ın adıyla) söylesin. Çünkü, kişi bununla (bu besmeleyle) yeni bir yemeğe yöneliyor ve habisin (şeytanın) ondan bir şey nasiplenmesine mani oluyor.” (Taberani, Dua, 1/278)

    "Deve gibi bir nefeste su içmeyin. Fakat ikişer ve üçer nefeste için. (Her nefeste) su içerken Besmele çekin, (başınızı) kaldırdığınızda ise hamdedin (“elhamdulillah” deyin)” (bk. Tirmizi, Eşribe, 13)

    "Biriniz yemeğe başlarken, 'besmele' çeksin! Eğer unutursa, hatırladığı zaman 'Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi' desin!.." (Tirmizi, Et’ime, 47)