Sınırlı hayatınızı neye adayacaksınız? Çünkü artık zaman yalnızca kişisel verimlilik meselesi değil; etik bir mesele. Vaktini neye verdiğin, aslında neye değer verdiğinin en dürüst göstergesi. Dolayısıyla zaman yönetimi burada karakter meselesine dönüşüyor. İnsan takvimini nasıl dolduruyorsa, hayatını da öyle kuruyor diyor. Katılmamak elde mi?
Şunu söyleyebilirim ki, Four Thousand Weeks sadece “zaman az, hayat kısa, yavaşla” kitabı değil. Aslında zaman hakkında yazıyor gibi görünse de, kitabın asıl meselesi kimlik. Çünkü zaman yönetimi problemi çoğu zaman takvim problemi değil, kim olmak istediğinle ilgili bir problem.Bu yüzden de bu kitap aynı zamanda gizli bir yas kitabı evet, çünkü bence Burkeman’ın bütün anlattığı şeyin altında küçük küçük kayıpların yasını tutmak var. Her seçim başka bir hayatın kaybı. Her “evet” başka bir şeye “hayır.” Her geçen yıl başka bir ihtimalin kapanışı demek. İnsan çoğu zaman aslında şunu inkâr ediyor: her şeyi yaşayamayacağını, her ihtimalin ona ait olmayacağını, bazı hayatların hiç yaşanmayacağını. Kitap bir yerde şunu söylüyor: Olgunluk biraz da yaşanmayacak hayatların yasını tutabilmek.
Ayrıca kitap güçlü biçimde “hazır olunca başlayacağım” yanılsamasını yıkıyor. Bu bence kitabın en pratik ama en acı taraflarından biri.Burkeman’ın söylediği şey şu: Hayatın büyük kısmı zaten hazır hissetmeden yapılacak. Yazmak, sevmek, üretmek, başlamak, karar vermek — bunların çoğu netlik geldikten sonra değil, netlik yokken yapılır.
Birde modern hayatın asıl kaybı zaman değil, derinlik.Bir diğer güçlü ama daha sessiz fikir: özgürlük seçenek bolluğu değildir. Modern kültür bize özgürlüğü açık kapılarla satıyor: ne kadar çok seçenek varsa o kadar özgürsün. Burkeman bunun tersini söylüyor. Sonsuz seçenek çoğu zaman özgürlük değil, felç üretir.