Irak siyaseti üzerindeki İngiliz gölgesi, 1956'da patlak veren Süveyş Krizi'yle birlikte gözle görünür hale gelmişti. Irak Kralı İkinci Faysal'ın, kriz sırasında İngiltere'nin Mısır'a müdahalesini desteklemesi, adeta bardağı taşıran son damla oldu. Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnâsır'ın krizden zaferle çıkması ve Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi, onu rol-model kabul eden Iraklı subayları harekete geçirdi. Gizlice hazırlıkları sürdürülen askeri darbe, nihayet 14 Temmuz günü sahneye kondu:
General Abdulkerim Kâsım'ın emriyle hareket eden Albay Abdusselam Ârif komutasındaki bir grup asker, sabahın erken saatlerinde radyo istasyonunu ve başkentteki diğer önemli resmi kurumları kontrol altına aldı. Aynı anda kraliyet ailesinin ikamet ettiği Rihab Sarayı da askerler tarafından kuşatıldı. Kral İkinci Faysal, Veliaht Prens Abdulilâh, Abdulilâh'ın eşi Prenses Hiyâm, Abdulilâh'ın annesi Prenses Nefise, Faysal'ın teyzesi Prenses Abadiye ve bunların maiyetindeki çok sayıda insan, sarayın avlusunda kurşuna dizilerek öldürüldü.
Abdulilâh'ın eşi Prenses Hiyâm, Abdulilâh'ın annesi Prenseş Nefise, Faysal'ın teyzesi Prenses Abadiye ve bunların mâiyetindeki çok sayıda insan, sarayın avlusunda kurşuna dizile rek öldürüldü.
1939-1953 yılları arasında “kral naibi” sıfatıyla Irak'ı fiilen yöneten Prens Abdulilâh, İngilizlerle yakın siyaseti nedeniyle halkın nefretini kazanmış bir isimdi. 1930'dan itibaren tam 14 defa başbakanlık koltuğuna oturan kurt siyasetçi Nuri Said de, adı Abdulilâh'la birlikte anılan bir başka nefret odağıydı.
Saraydaki katliamın ardından ülke yönetimi tamamen dar. beci askerlerin eline geçerken, Nuri Sald'in evi de kuşatma altına alındı. Ancak 70 yaşındaki başbakan, ordu içindeki muhbirleri aracılığıyla darbeyi haber aldığından, birkaç saat önce Bağdat'ı terk
Komünizm ve sosyalizm...
Bunlar; "Servet, toplumundur." dediler.
Fakat onlarda, zenginlerin yerini toplum adına hareket ettiğini söyleyen "elit" dedikleri bir grup aldı. Yani "servet toplumundur" dediler; läkin servet toplumun değil, "partililer"in oldu. Partililer kendi inisiyatiflerine göre hareket ettiler. Kimsenin bir şeyi yokken onlar servet sahibi oldular. Halkı istismar ettiler. Halk fakir düştü. Fakat kendilerine vapur, tren vs. ne varsa hepsi bedava oldu.
Komünizm, güya herkes müsavî/eşit olacak, bu şekilde toplumda adalet, denge, huzur olacak iddiasıyla ortaya çıktı. Fakat çalışanla çalışmayana aynı imkân verildi. Testiyi kıranla, kırmadan taşıyan bir oldu.
Ama mesele şu ki, mutluluğu aptalca bir şey sanmak gibi, ukalaların ve elit geçinenlerin aklına uyarak sürdürdüğümüz kötü bir alışkanlığımız var bizim. Sadece acı çekmenin entelektüel bir değeri vardır buna göre, sadece kötülük ilgi çekicidir. Sanatçının ihaneti de budur: Kötülüğün sıradan, acının müthiş sıkıcı olduğunu kabullenmeyi reddetmek. Yenemiyorsan, onlara katıl. Canını yaktıysa, tekrarla. Oysa acıyı yüceltmek, sevinci mahkûm etmektir; şiddeti benimsemek, geri kalan her şeyi yitirmektir. Gerçi neredeyse her şeyi yitirdik zaten; artık mutlu bir insanı tasvir edemiyoruz, hiçbir şeyi sevinçle kutlayamıyoruz?
Ama mesele şu ki, mutluluğu aptalca bir şey sanmak gibi, ukalaların ve elit geçinenlerin aklına uyarak sürdürdüğümüz kötü bir alışkanlığımız var bizim.
HANDY, 1920'lerde matematikçi Alfred Lokta ve Vito Volterra tarafından geliştirilen ve ekolojide yırtıcı hayvanlar ile av popülasyonları arasındaki etkileşimleri tanımlamak için sıklıkla kullanılan bir denklem sistemine dayanır. Şematik olarak anlatmak gerekirse, av bol olduğunda, yırtıcı hayvan popülasyonu gelişir ve avların sayısında azalmaya sebep olur, bu da yırtıcı hayvan popülasyonunda çöküşe neden olur. Sonra döngü yeniden başlar çünkü yırtıcı hayvan sayısı az olduğunda, av popülasyonu yeniden artmaya başlar. Uzun vadedeki netice, artışlardan ve azalışlardan oluşan bir tür "kalp atışı” iki popülasyonun sinüs dalgasıdır.
HANDY modelinde yırtıcılar insan popülasyonudur, av ise insanın çevresidir. Fakat balıklardan ya da kurtlardan farklı olarak insanlar, kaynakların sınırlarının nüfusun azami büyüklüğünü belirlediği Malthusçu bir dünyadan kendilerini kurtarma yeteneğine sahiptirler. Örgütlü toplumsal gruplar oluşturma, teknolojiyi kullanma ve üretim fazlası yaratıp bunu saklayabilme yetenekleri sayesinde insanların nüfusu, doğal kaynaklardaki ufak bir azalmada sistematik olarak düşmez. Bu sebeple modeli daha gerçekçi kılmak için denkleme iki parametre daha eklenmiştir: Birikmiş küresel servet ve bu servetin “seçkinler"in oluşturduğu küçük bir kast ile “commeners" (halk) arasındaki dağılımı.
Modelde üç tür senaryo incelenmiştir. İlk senaryonun (A) çıkış noktası seçkinlerin olmadığı eşitlikçi toplumdur (seçkinler = 0). İkincisinde (B) bir seçkinler kastı vardır ancak emekten elde edilen gelirin işçi olmayanlarla işçiler arasında eşit olarak dağıtıldığı adil bir toplum vardır. Son olarak, üçüncüsü (C) seçkinlerin halkın zararına olacak şekilde zenginliğe el koyduğu eşitliksiz bir toplumun olasılıklarını inceler.
Simülasyonları başlatmadan önce araştırmacılar, her