"Kadınların kendilerine soruyorum: 'Baksanıza, eller aya gitmeye hazırlanıyor, biz hâlâ yaya yollarda, tozun toprağın içinde ömür tüketivoruz! Kitap dergi okumazsak, gerilikten nasıl kurtuluruz? Alın çocuklarınızı, kitaplığa gelin. Bekliyorum sizi' diyorum."
Eller, eteklerde, baygın düşmüş bir ara.
Eller sarılmış demir parmaklıklara.
Bir elim kalem tutmuş, yazı yazar.
İki elinde kazma, toprağı kazar.
El var titrer durur, el var yumuk yumuk.
El var pençe olmuş, el var yumruk.
Hepsi de etten, deriden, tırnaktan; Farkları yok ama dal ucunda yapraktan.
Atmış elindekini, tutmayacak bir daha,
Eller görüyorum, eller, açılmış Allaha...
Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt'te "Bu ağacı ellerimle sallamak istesem, sallayamam. Oysa bizim görmediğimiz rüzgar, onu dilediği gibi üzer ve eğer. Bizi en çok, görünmeyen eller eğer ve üzer : ' der.
Biz, zaman kırıntıları,
Zaman sinekleri,
Tozlu camlarında günlerin sessiz kanat çırpanlar
Ve lüzumsuz görenler artık
Bu aydınlıkta kendi gölgelerini!
Sanki siyah, simsiyah taşlar içinde
Siyah, simsiyah kovuklarda yaşadık biz,
Sanki hiç görmedik birbirimizi,
Sanki hiç tanışmadık!
Dünya bize öyle kapattı kendisini…
Neye yarar hatırlamak,
Neye yarar bu cılız ışıklı bahçelerde
Hatırlamak geçmiş şeyleri,
Bu beyhude akşam bahçesinde
Kapanırken üstümüze böyle
Zaman çemberi
Hatırlıyor yetmez mi
Güneşe uzanan ellerimiz!
Aynalar sonsuz boşluğa
Çoktan salıverdi çehremizi,
Yüzüyoruz,
İpi kopmuş uçurtmalar gibi.
Biz uzak seyircisi bu aydınlık oyunun,
Birdenbire bulanlar içlerinde
Gülüncün sırrını,
Ne kadar benziyoruz şimdi,
Aynı tezgâhtan çıkmış testilere
Bir şey, bir şey kaldırdı bütün ayrılıkları!
Baksak aynalara
Tanır mıyız kendimizi,
İstilâm, kelime olarak selâm'dan gelir. Selamlamak diye dilimize çevirebiliriz. Bu, Ka'be-i Muazzama'nın Rükn-i şarkî (veya Rükn-i Hacer-i Esved) denen köşesindeki Hacer-i Esved'e tekbir ve tehlîl getirerek eller konup ve sonra öpülmek suretiyle gerçekleşir. Yaklaşılamadığı takdirde, uzaktan Hacer-i Esved'in hizasına gelindiği vakit Hacer'e dönülerek ellerin içi Ka'be'ye çevrilip, kulaklar hizasına kaldırılıp bismillahi Allahu-ekber diyerek, eller Hacer'in üzerine konuluyormuş gibi işaret edilerek, karşıdan selamlanır ve sağ elin içi öpülür. Bu da, yakından öpmek yerine geçen bir istilâmdır.
Aşk kalbi canlandırır, kalp canlanırsa ruh nefes alır, vücut kanlanır, göz uyanır, ayaklara mecal yürür, eller dert görmez olur.
Sonra ayak da baş da işine sarılır şevkle.
Şevk evet.
Aşkla başlar.
Bu cismani aşkla başlar, derece derece yayılır ve yükselir.
"Ama o ilki tatmadan kabil değil yükselemezsin." diye üsteledi derviş.
O anda fark etti ki artık ayakları ile başı aynı yöne bakıyor.
Elindeki fâni bastonu fırlatıp attı.
Kalbin ayağıyla yürümeye koyuldu.