"Çünkü insanın kelimelerini emanet edebileceği bir yüzün var senin," dedi. "Kendi uğultusunda kör olmamış bakışların, hala taze bakıyor dünyaya, içinin çıplağını yankılarken bakışları kör olmuş yüzlerce insan var sokaklarda hayalet gibi dolaşan. Birbirlerinin yüzlerinde kaybolmuşlar. Birinin yüzünden diğerinin yalnızlığına geçiliyor. Bazı insanlar bir kelime darbesiyle ölürler. Şimdilerde ise değil ölmek, kimseye tek bir mana bile söylemiyor kelimeler."
Yalnızca zevk aldıkları için zevk alanlardan nefret etmeyi, neşelerini paylaşmayı beceremediğimiz için neşeli insanları hor görmeyi ihmal etmeyelim sakın... Bu sahte küçümseme, bu bayağı kin altındaki toprakla kirlenmiş, kaba saba bir kaideden başka bir şey değildir; üzerinde Sıkıntı'mızın benzersiz, kibirli heykeli yükselir, yüzünü sırrına erilmez bir gülümsemeyle kuşatılmış, karanlık bir figürdür o.
Ne mutlu yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlere
"Yiğide dört şey gerek. Birincisi saat, ikincisi güzel, kalın sağrılı avrat, üçüncüsü silah, dördüncüsü yavuz, kulağı kalem gibi, tüyleri yıldırdayan attır."
giorgio'nun hareketleri durdu ve ona baktığımı fark ettiğini anladım.
düğmesini açıp sol manşetini katladı ve başparmağını dövmenin üzerinde gezdirdi. "bunun ne olduğunu biliyor musun?"
başımı salladım.
"takma adımı biliyor musun?"
"napoletano." dem ona böyle hitap ediyordu. "sana neden öyle diyorlar?"
"kuzey napoli'de bulunan farklı bir klanın, secondigliano ittifakı'nın, bir üyesiydim," dedi giorgio. "sal benim için takas yaparak beni on sekiz yaşlarındayken casallı yaptı. klan uzmanlığımı istiyordu."
dişlerimi alt dudağımın sağ köşesine geçirdim. "böyle bir şey olduğunu bilmiyordum. insan takası."
"nadirdir," dedi gömleğinin kolunu indirip manşetini iliklerken. "ama gerektiğinde yapılabilir."
"ittifak da gitmene izin mi verdi?" diye sordum bir süre sonra.
"*donlar* bir anlaşma yaptı."
giorgio'nun uzmanlığı bu kadar değerliyse sal büyük bir şeyden vazgeçmiş olmalıydı. yoksa diğer klan neden ondan vazgeçecekti ki? uzmanlığından söz etmişken dem'in bana giorgio'nun işi hakkında söylediği tek şey onun bir tür güvenlik uzmanı olmasıydı.
yanımda oturan adama baktım. "sen bir şeyleri saklıyorsun, değil mi? işin bu mu?"
"bazen önce onları bulmam gerekiyor," dedi bakışlarını şoförümüzün başının arkasına sabitleyerek. "ama evet, yıllar boyunca klana ait pek çok şey bana emanet edildi."
"yani ben de saklaman gereken başka bir şeyim," diye özetledim.
"emin ellerdesin. paha biçilmez sanat eserleri, antik eserler, oda şeklinde bir kasayı doldurmaya yetecek kadar som altın..." yavaşça başını çevirip bakışlarıyla beni yerime sabitledi. "korumam altındaki bütün nesneler çok değerlidir, martina."
dikkatinin üzerimde olması, spot ışığı altında olmak gibi bir şeydi. aniden araba fazla küçük gelmeye başladı. uzanıp üzerimdeki ceketini düzelttiğinde daha da küçüldü,