"Sence aldatılan biri neden hayatındaki insanı affeder?"
Ani sorusunu cevaplamak için çok düşünmedim. "Sevdiğinden mi?"
Konuşmadan önce derin bir nefes aldı. "Sevgi yüce, kimi zaman ihaneti bile bağışlayacak kadar affedici bir duygudur. Ama çoğu durumda sevgi, ihaneti görmezden gelmeye tek başına yetmez. Neticede insan sevdiğine daha hırçın olur. Ona tahammül gösterdiği gibi kimseye çıkarmadığı pençelerini de ona çıkarır. Aldatmak da böyle bir şey işte, sevenin katlanamayacağı cinsten. Kimse çok sevdiği, kalbini emanet ettiği insanın ihanetine uğramaya göz yumamaz. O insana baktığında gördüğü tek şey yalanları olur."
"Öyleyse insanlar neden kendine ihanet edeni affeder?"
"Cevabı basit," derken nasıl akıl edemediğime şaşırmış gibiydi. "Bağımlılıktan. Karşısındaki kişi olmadan bir hayat sürdürmeyi göze alamadığından. İnan bana, bunun sevgiyle uzaktan yakından alakası yok."
Hiç bir şeyi kesin sessizliklere, belirsizliklere, suskunluk anlarına, boşluğa emanet edememek, gerçek bir iç yükü...Oysa, dünyanın açıklamalarla kolaylaştığını kim söylemiş
Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz…