emre timur

emre timur
@emretimur
yabancılaşma doğdu!
vasiyetim, onuncu kitabım, benim altın bebeğim, ustalık eserim yabancılaşma'm doğmuştur. okurunu bekliyor. oğuz atay'ın dediği gibi; "ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?" kitapyurdu.com/kitap/yabancila... emre timur Emre Timur Oğuz Atay
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
yuhalanarak büyüdüm.
...çocukluğumdan beri sevgi yerine nefret ile motive oldum bir şeylere. çok daha güçlü bir duyguydu. bunu bana öğreten çok şey oldu ama “akıllı” olmak, “gerçekçi” olmak eylemlerinden tiksinmek kaldı geriye. çünkü en kutsi hedef olarak orası gösteriliyordu. aşkın, hissettirdiği tek şey olan, “hayal kurma” eylemini aşağılayan on binler, kanatlarıma asılınca duyulara düştüm. hazza koşup acıdan kaçmayı en ustaca beceren bir domuz hayatı akıllılık olarak görülüyordu. sınıf atlamayı kutsallaştıran, azmış bir muhitte büyürken, sınıf putperestliği içinde olmayanlar bir nevi aptaldı, saftı. işte “gerçekçi” olmak da buydu. para! tek gerçek hedefti. sinsi bir jürinin elindeki onay kâğıdı, siz ölene kadar tatbik ettiğiniz her sürü eylemine tik atıyor, aykırılıkta linç ettiriyordu. yuhalanarak büyüdüm. mukaddime/ötekiler
Felsefe
edebiyat bildiriden fazlası
“usumun paspal ellerinin kuruttuğu yazıya da edebiyat denmez, bildiri denir.” ...takdimleri, anlaşılmamak vehmimi kündeye getirebildiğim tek yer olduğu için severim ki bana “dil” denen mefhumu sevdiren saik de kısmen budur. efendim, hayvanattan farkımız düşünmek miymiş ya da hegel’in dediği gibi inanmak mıymış, bilemem… sandığımızdan çok daha fazla ortak tarafımız var fakat bir müşterek soyutlama vasıtası ile bir fikri, bir güzeli, bir müziği aktarmayı bulduk biz: dil. kelle etimizin en çetin işi dilse, insan ırkının şahlanışı da edebiyattır. ben aynalara doğru “ben kimim?” diye yüz etlerimi yolarak haykırıyorumdur ve bunu, abanoz masada çıplakça uzanmış bir kâğıda çiziktiriyorumdur. sen de o simgelere, sembollere bakıp, benim bağrımda tüttürdüğüm yemeğin tadını, kendi malzemelerinle yeniden pişiyorsundur. beni görmeden hem de… aynamı da… nasıl oldu bu şimdi? ıstırabımı kendim bile anlamazken, nasıl sundum dimağına? işte, ruh plâstikamın tıpkıbasım haritası elinde. bu bir sarhoş veya cezbe sayıklamasıdır. anlasam aktaramazdım ve anlaşılmış bir metne akıl bulaştığı için de necis olurdu, kururdu. usumun paspal ellerinin kuruttuğu yazıya da edebiyat denmez, bildiri denir. sanat değildir yani böylesi. sanatta yanış olmalıdır, kanayış, kaynayış olmalıdır. senaryo metninden hallice kurutma kâğıtlarının, sözüm ona “sade” olan basit anlatımları nerede, öz-biçim rakkasları nerede… peki, bu robotikliğe koşut, mütekâmil olmuş güzelliği, taze gelin gibi vıcık vıcık süsleme şehvetlilerine ne demeli? bu yetim hengâmede can çekişen davanın suni teneffüsü, bizim gibi kekeme ciğerlere kalmışsa eyvah; ama öksüre kekeleye de olsa üfleyeceğiz...
Felsefe
Noksan
zamanın daima söyleyecek bir şeyleri kalmıştır. nokta düğmesi bozulmuş bir klavye ile yazar zamanı tanrı. tanrı’nın noktalı virgülü vardır en fazla. noksan doğar, noksan yaşarız. her şey noksandır. her şey, olmak üzere olandır. ölümler bile tamamlamaz hiçbir şeyi çünkü öldükten sonra bile gömmeyiz şeyleri. konuşur da konuşuruz; böylece, yaşarken noksan olanlar ölüyken de noksanlığına devam eder. daima istikbal şimdiye musallattır. kurtulamaz şimdi istikbalden; mazinin şimdiden kurtulamaması gibidir bu biraz.
Felsefe