Çoğunlukça dine en yüksek değerin biçildiği Orta Çağ’da —veya her çağdaki insan gruplarında— kabul ettirilmiş olan hayat ideali, «öbür dünya» idealidir. Günahlarla bu dünyaya gelen kişi için tek çıkar yol, tek kurtuluş yolu, «öbür dünya»da rahat yaşayabilmek için, bu dünyada belli bir şekilde —dinin istediği şekilde— yaşamaktır. Böyle bir durumda geçer akçe, dinle uğraşmaktır. Kişilerin davranışlarına da yüklemleri «günahtır» veya «sevaptır» olan genel değer yargılarına göre değer biçilir.
Bir başarı alanına biçilen değer, onun değerlenmesine sıkı sıkıya bağlıdır. Ne var ki, geniş çapta değerlenen bir alanın popüler hale gelmesi gecikmelerle olur. Ayrıca, çoğunluğun doğru değerlendirme imkânsızlığının, değerlenen başarı alanına değer biçenleri, diğer başarı alanlarının aleyhine uçlara sürüklemesi tabiidir. Çünkü değerlenen başarı alanıyla ona değer biçen çoğunluğun arasında aracılığı yapan düşünürler değil, başarı alanına göre büyük iş adamları veya önder durumunda olan devletler, Maecena’lar, din adamları, gazeteler, reklamcılar ve diğer aracılardır. Bunlar ise insanı ve kişiyi düşünmekten çok, çeşitli alanlarda kendi çıkarları peşinde koşarlar.
“Aralık 2010'da Tunuslu Muhammed Buazizi isimli gencin kendisini ateşe vermesiyle başlayan Arap uyanışı özelde Ortadoğu ve
Kuzey Afrika'yı, genelde ise İslâm dünyasını yeniden
Goethe’nin Faust’u, çoğu zaman “şeytanla anlaşma yapan adam” anlatısı üzerinden okunur; fakat metnin merkezindeki asıl mesele kötülük değil bilinç. Goethe burada ahlaki bir hikâye kurmaktan çok,
Narsisizm, bireyin, o ana kadar oto-erotik etkinlikler içinde yer almış olan cinsel dürtülerini, bir sevgi nesnesi elde etmek üzere birleştirdiği; kendisini, kendi bedenini sevgi nesnesi olarak aldığı ve ancak
bunun ardından kendinden başka bir insanı nesnesi olarak seçmeye
doğru ilerlediği bir evreyi temsil etmektedir. Diğer bir ifadeyle, narsisizm, sınırsız ve nesneden bağımsız olan, egonun enerji yatınını (cathexis) olarak görülmelidir. Egonun cinsel karakteristiği, diğer bir evreye, eşcinsel nesne seçimine, ancak ondan sonra zıtcinselliğe gider.
Eşcinsel nesne ile ilişki ne kadar çatışmalı, ne ölçüde cinselleştirilmiş
olarak kalıyor ise, ego ideali de o kadar fazla soyut ve büyüklenmeci
bir figüre, en uç noktada Tanrı'nm kendisine yansıtılacaktır