Türkçede Afrasiyab diye bir isim olması beklenemez. Bunun bilincinde olan kaşkarlı mahmut, Divan’ı Lügati’t Türk adlı eserinde Avrasya‘nın aslında alp ertunga adlı kahraman olduğunu belirtmiş ve bir de ada yer vererek onu Türkleştirmiştir.
Keza Kaşgar ile aynı zaman içinde yaşamış olan Yusuf has hacip de Kutadgu biligde afrasiyabı Türk olarak nitelendirmişti.
Alp Er Tunga hakkında ilk ve en önemli bilgi Firdevsi'nin "Şehname"adlı eserinde verilmiştir. Alp Er Tunga'nın bu İran destanındaki adı "Efrasiyab"dır. Bu esere göre, İran-Turan savaşlan boyunca en büyük Turan kahramanı önce şehzade, sonra hükümdar olarak anlatılan Afrasyab'dır. Kaşgarlı Mahmud da, Divan-ı Lügati't Türk'te Alp Er Tunga'dan değişik vesilelerle çokça bahsetmiştir.
Alp Er Tunga'nın ölümü hakkında söylenmiş bir Sagu (ağıt) da yer almıştır. Alp Er Tunga'nın adının Afrasyab olduğu Kutadgu Bilig'de de kayıtlıdır. Aynca Orhun Abidelerinden Kül Tegin ile Bilge Kagan anıtlarında ve Şecere-i Terakim'e de de Alp ErTunga adı geçmiştir.
Alp Er Tunga Türk tarihinin en eski destanlarından birisidir.
Kahramanı Alp Er Tunga, Türk olup, Turan, Saka veya Kengeres
denilen bölgenin hükümdarıdır. Alp Er Tunga, M.Ö. 7-6. yüzyıldaki
Türk-İran savaşlarında ün kazanmış, İran ordularını defalarca
mağlup etmiş, sonunda İran hükümdarı Keyhüsrev tarafından
hile ile öldürülmüştür. Bu kahraman hakkında eski Türk toplumunda söylenen destanlar zamanımıza kadar ulaşmamış olmakla birlikte, Türkler arasında hatırası uzun süre yaşamış, daha sonra kurulan Göktürk, Uygur devletlerinde adına yoğ törenleri tertip edilmiştir. Ayrıca Göktürk, Uygur, Selçuklu hükümdar aileleri Alp Er Tunga'yı (Afrasyab) en eski ataları olarak kabul etmişlerdir.
Birden buralar bulutlandı. Sis gibi, duman gibi, fakat onlardan daha başka, daha güzel bir şey çevreyi sardı. Sonra birdenbire bu dümdüz beyazlığın üzerinde, yerden birisinin kalktığı görüldü. Elinde yerden kaldırılmış, gönderi kurt başlım bir tuğ vardı. Yarasından kanlar akan bu hayalet
Kür Şad'dı.
Bir eliyle tuğu yükseltirken, öteki eliyle duman alana bir işaret yaparak "Kalkın" diye haykırdı. Kırk şehit birden kalktılar. Kür Şad eliyle ilerde bir yeri gösterdi. "Oraya" diye gürledi. Gösterdiği yer "Tanrı Dağı" idi. Tepesinde ataların ruhu dolaşıyordu. Kırk bir şehidin ruhu bir fırtına gibi, bir musikî gibi, bir ışık akarak Tanrı Dağı'na doğru yürümeğe başladılar... Onları orada, başlarında Alp ErTunga olan atalar kafilesi bekliyordu. Bu kırk bir şehidin çevresini bir anda yüz binlerce başka şehitler sardı.
Tanrı'nın huzurunda bağlıyan bu en muhteşem resmigeçit büyük, sonsuz boşluğu sarsarken birdenbire bir türkü; azametli, ürpertici, Tanrısal bir türkü kâinatı titretti:
Delinse yer; çökse gök; yansa, kül olsa dört yan Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan; Ölümle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.
Bu türkü hâlâ göklerde çınlıyor.
Birden buralar bulutlandı. Sis gibi, duman gibi, fakat onlardan daha başka, daha güzel bir şey çevreyi sardı. Sonra birdenbire bu dümdüz beyazlığın üzerinde, yerden birisinin kalktığı görüldü. Elinde yerden kaldırılmış, gönderi kurt başlım bir tuğ vardı. Yarasından kanlar akan bu hayalet
Kür Şad'dı.
Bir eliyle tuğu yükseltirken, öteki eliyle duman alana bir işaret yaparak "Kalkın" diye haykırdı. Kırk şehit birden kalktılar. Kür Şad eliyle ilerde bir yeri gösterdi. "Oraya" diye gürledi. Gösterdiği yer "Tanrı Dağı" idi. Tepesinde ataların ruhu dolaşıyordu. Kırk bir şehidin ruhu bir fırtına gibi, bir musikî gibi, bir ışık akarak Tanrı Dağı'na doğru yürümeğe başladılar... Onları orada, başlarında Alp ErTunga olan atalar kafilesi bekliyordu. Bu kırk bir şehidin çevresini bir anda yüz binlerce başka şehitler sardı.
Tanrı'nın huzurunda bağlıyan bu en muhteşem resmigeçit büyük, sonsuz boşluğu sarsarken birdenbire bir türkü; azametli, ürpertici, Tanrısal bir türkü kâinatı titretti:
Delinse yer; çökse gök; yansa, kül olsa dört yan Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan; Ölümle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.
Bu türkü hâlâ göklerde çınlıyor.