Cem Tunçer’in *Melanie Klein, Melanie Klein!* novellası için sosyal medyada ya da bir kitap bloğunda paylaşabileceğin, samimi ama derinliği olan bir inceleme yazısı hazırladım.
Kendi sesinden paylaşıyormuş gibi rahat, büyük laflardan kaçınan ama kitabın ruhunu yakalayan bir ton seçtim. İhtiyacına göre üzerinde küçük değişiklikler yapabilirsin:
### Bir Zihnin İçinde Kaybolmak: *Melanie Klein, Melanie Klein!*
Son zamanlarda okuduğum en nevi şahsına münhasır, en "bu çağa ait" metinlerden biriyle geldim: Cem Tunçer’in taze çıkan novellası *Melanie Klein, Melanie Klein!*
Cem Tunçer’in o kendine has, zeki ve ironik üslubunu zaten takip edenler bilir ama bu kitapta küçürek öykü tadını alıp 112 sayfalık nefis bir anlatıya dönüştürmüş. Karşımızda öyle bildiğimiz, klişelerle örülü aşk hikayelerinden biri yok. Kentli, modern, içindeki bağlanma kaygılarıyla ve varoluşsal sancılarıyla boğuşan iki insanın karşılaşmasını izliyoruz.
Bir tarafta ne iş yaptığı tam anlaşılamayan, piyano çalan, resim yapan, Bach ve Melanie Klein seven, dışarıdan kusursuz ama göğsünde bir papatya dövmesi taşıyan o melankolik kadın; diğer tarafta fallara, kehanetlere inanan işsiz bir yazar... Bir barda kesişen yollar ve sonrasında birbirlerinin evrenine sızmaya çalışırken yaşadıkları o tanıdık yabancılık.
Kitabın beni en çok yakalayan yeri kesinlikle dili oldu. Yazar; büyük aforizmalar kasmadan, "edebiyat yapacağım" diye debelenmeden, tam olarak bugün konuştuğumuz, WhatsApp mesajlarında ya da gece yarısı mutfakta fısıldaştığımız o ritimle yazmış. Cümleler arasına gizlenmiş o minik diyaloglar, zamane insanının ilişkilerdeki o tanıdık tedirginliğini o kadar iyi veriyor ki... Hikayeyi dışarıdan izlemiyor, adeta karakterlerin zihnindeki o gürültünün içinde dolaşıyorsunuz.
> *"İnsan sevdiklerini, âşık