Kavis görmek Taha'nın gözünde yeni bir gelenek mi
Yoksa bu yaz güneş yanıp duran bir kelebek mi
Kalbimiz ezilen bir çiçek mi bir böcek mi
Yoksa yeni gök giysileri örülen yepyeni bir ipek mi
Büyük kan dolaşımında bir bozukluk mu
Küçük kan dolaşımında kırılan bir zemberek mi
Kış mı karakış mı kan karıncalanması mı karında
Yeni bir çocuk mu İstanbul sularında
Bir boğa böğürtüsü mü horozlarda
Ne çok kıravat asılı kasaplarda
Bütün bunlar yokmuş gibi hesapta
Kavis görmek Taha'nın gözünde sürecek mi
Getir bir esinti ey yel peygamberlerden
Kentlere doğru altın gibi akan çöllerden
Hurma gölgesinde su düşleri gören
Karnında kent taşıyan develerden
Ben bir deve gördüm Basra'yı köpük köpük saçıyordu
ağzından
Bir deve de Bağdat'ı lokma lokma yutan
Bir hörgücünde Şam bir hörgücünde kızıl bir akşam
Kudüs'ü Mekke'ye taşıyacak bir deve bulsam
Dicle' de suvarsam onu Fırat'ta yıkasam
Kızılırmak toprağından kına sürsem saçlarına
Sakarya'yı zincir gibi şıkırdatsam
Bardak bardak sunsam Porsuk'u kevser gibi
Refref gibi uçuracak zemzem sunsam
Her şey bu kadar güzelken renkler, esinti, ilkyaz ve yarın; yüzyıllar önce yıkılarak toprak altında kalmış eskil bir ülkenin insanları gibi nasıl da çarçabuk yok oluyorlardı, nasıl da çarçabuk yaşıyorlar, tüketiyorlar, ufalıyorlar, eziyorlar ve yıkıntıda yapayalnız kalarak usul usul pişmanlığı duyumsamaya başlıyorlar; insan uyum sağlamak uğruna yılmamalı yine de, bütün kapılar henüz kapanmamıştır, bütün pencereler, bir gedik mutlaka bulunacaktır, geçmişin yanılgıları bir daha düzeltilemez ama bu, aynı yanılgıların yinelenmesi için bir neden oluşturmayacak; her şey durgun, her şey hüzün içinde, bizi bekleyen iyi ve kötü günler var ama yalnız değiliz, arkadaşlıklarımız bize güç verecek, sevgi güç verecek, aşk güç verecek... Lâcivertler, sarılar, turuncular, pembeler uçuşuyordu yeniden uzakta ışın demetleriyle, akşam güneşinden.
"Tanısal Birlik ışığı yarattı, Doğan ilk gün, mutlak karanlığı aydınlattı. Boşluk, semalarda dönen disklerin yerleştirilmesi için kullanılmıştı ve bizim gezegenimiz de bunlardan biriydi. Dünyamız yassı idi ve hiçbir özelliği yoktu. Yeryüzünde hiçbir örtü yoktu, çıplaktı. Egemen olan sessizlikti. Hava akımları ile eğilecek tek bir çiçek bile olmadığı gibi zaten bir esinti de yoktu. Bu sessiz boşlukta ne bir kuş ne de sesi vardı. Sonra Tanrısal Bir'lik Her gezegene bilgiyi yaydı ve her birine değişik armağanlar verdi. Bilgelik en önce geldi. Su, atmosfer ve toprak ondan türedi. Geçici tüm yaşam formları ortaya çıktılar. Benim insanlarım, Siz Mutantların Tanrı dediğiniz varlığı tanımamakta güçlük çektiğinizi, çünkü bunun için mutlaka bir formu olması gerektiğinizi düşündüğünüzde inanırlar. Bizler için Birliğin boyutları, biçimi ya da ağırlığı yoktur. Bir'lik özdür, yaratıcılıktır, saflıktır, sevgidir, enerjidir ve sınırsızdır. Kabile masallarının birçoğunda bir Gökkuşağı Yılan'dan söz edilir ve bu mutlak barış olarak başlayan, titreşim değiştirip ses, renk ve form halini alan enerji ya da bilinç çizgisinin dokunmasını simgeler."