Herkese merhaba . Bugün size okudukça canımı acıtan ama bir o kadar da keyif veren bir eseri yorumlamaya geldim .
"Dünya'yı terk ediyordum,ona ait oluyordum."
Hayatınızın aşkı olduğuna inandığınız birine Blöf uğruna gidebilirsin deseniz ve gitse ne yapardınız?
Dora, büyük bir yayınevinde bestteller çeviri yapan akademik hayatı başarılı, ayakları üzerinde dimdik duran bir kadın.
Peki ayakları üzerinde dimdik durabilen bir kadını yıkan duygu ne olabilir?
Şok,özlem,hasret,kıskançlık,rekabet,aşk,acı,ıstırap,tutku...
Ilgaz, kendi söküğünü dikemeyen bir Klinik Psikolog. Bir anda ortaya çıkan bir anda ortadan kaybolan, aşkını yanlış kişide bulmaya çalışan ama özünde iyi bir adam.
"Neyi yanlış yaptığımı,nerede hata yaptığımı,gitmene sebep olacak en ufak bir davranışımı düşündüm durdum ben! Yok oldun, inanabiliyor musun? Arkanı döndün ve yok oldun!"
Beklenen sadece 6 yıl mıydı yoksa koca bir ömür müydü?
Dora çok savaş vermişti kendiyle, hayatıyla ama en çok, en çok aşkıyla. 6 yıl boyunca neden diye sordu hep kendine. Sandı ki Ilgaz zorunluluktan, tehdit edildiğinden ellerinden kayıp gitti. Peki ya gerçek? Gerçek çok başkaydı... Tıpkı Dora'nın aşkı gibi, bambaşka...
"O,gidişiyle gelişi arasına bir hayat sıkıştırmıştı ; benim kaldığım yerde kalakalışımın aksine..."
"O,benim,bana göre yarım kalmış yanım..."
Peki Yarım kalmışlığınızı sizi yarım bırakanla mı yoksa yeni bir parçayla mı tamamlamalısınız?
Onu yarım bırakan adam geri dönmüşken ve hayatına girmeye çalışırken yanıbaşında onu sessizce seven her daim yanında olan biri daha vardı...
Çağrı, Dora ile aynı yayınevinde ve aynı projelerde çalışan başarılı bir editör. Uzaktan uzağa aşkını içinde yaşayan, belli etse de anlaşılmayan ince ruhlu bir adam.
"Bakmaya,görmeye dayanamıyorum. Seni üzmesine izin