Bu dört köpek balığının önünde, o durgun yüzüşü ayarlayan, o bembeyaz etli, o dolgun yapılı grup birdenbire şöyle bir durakladı, hemen arkasından da akıl almaz bir hızla batıya doğru yöneldiler. Dört köpek balığı da sanki görünmez bir çelik telle onlara bağlı imişler gibi, aynı aralık ve aynı hızla grubun peşine düştü. Ben de nereden bulduğumu bilmediğim bir hayal hızıyla az gerilerinde idim. Böylece kaç mil gittik bilmiyorum, ama çok zaman geçmemişti ki, o dev dalgalara doğru yükseldik ve ben yan yatmış bir balıkçı gemisi gördüm. Geminin sağında, solunda, ilerisinde, gerisinde kimi bir tahta parçasına, kimi bir tuluma sarılmış insanlar dalgalarla değil, ölümle pençeleşiyorlardı. Ölüm de onları fazla bekletmedi: Köpek balıkları, kocaman bir mıknatısın minicik bir toplu iğneyi çekişi gibi, tam öyle bir uçuşla, onlara yapıştılar ve deniz aynı anda daha bir karıştı, daha bir başka dalgalandı, gri-yeşil renk ile bembeyaz köpükler kısa bir zaman için renk değiştirdi, kızarır gibi oldu, sonra da ebedi okyanus her zamanki haline döndü. Şimdi balıkçılardan - ki biri üç çocuklu idi, bir başkası kendinden körpe bir kızla, artık bir köpek balığının karnında olan kalbinin bütün gücüyle sevişiyordu ve bu avdan alacağı payla evini kuracaktı, ötekileri ben tanıyamıyordum ama hepsinden de artık sadece kanlı kırıntılar kalmıştı. Baktım bu kırıntıları da, adını sonradan öğrendiğim o balıklar atıştırıyorlardı. Kılavuz balıkları denirmiş bunlara.
Köpek balıkları, kılavuz balıkları işlerini bitirsin diye sabırla beklediler, sonra da aynı düzenle yeniden güneye doğru yöneldiler. Ben, evet, artık her şeyi anlamıştım: Kılavuz balıkları ile köpek balıkları dosttular ve dostluk bambaşka bir şeydi, bir yücelik vardı dostlukta.. ama her zaman:
**Atlantik veya Pasifiğin o üçü de sonsuz