• Rahibelerin gönüllü ve gönülsüz gidiş gelişleri, manastıra ailesi taralından yerleştirilen rahibelerin herkesçe bilinen hoşnutsuzluğu ve sadece kadınlardan oluşan rahibe manastırı
    dünyasının tuhaf ve çekici başka bir evren gibi görünmesi göz önüne alındığında, bunları dışarıdan gözlemleyen birçok kişinin, rahibe manastırlarının gizemli kapılarının ardında her ne olup bitiyorsa bunun gerçekte cinsellikle ilgili bir şeyler olduğunu farz etmesi (bu varsayım, bakirelerin bastırılmış arzularıyla iyice mayalanır) pek de şaşırtıcı değildir. Rahibeler ve rahibe manastırları hakkındaki şehir efsaneleri basmakalıp denecek kadar yaygındır ama aslında çok azının aslı var gibidir.
    Gerçekte rahibeler sürekli şüphe altındaydı. Eğer ekonomik açıdan gerekli olan, arazileri ve malları ziyaret edip idare etme, manastırın ihtiyaçlarını giderme ve manastırda üretilen çeşitli ürünlerin satışıyla ilgilenme, tüccarlarla ve esnafla görüşme gibi işleri yapmak için manastırdan dışan çıktılarsa, dünyevilikle lekelenir ve temas kurdukları adamlarla uygunsuz cilveleşmelere giriştiklerinden şüphelendirdi. Ancak ne yazık ki rahibeler için
    ekonomik olarak hayatta kalmak bu tür “şüpheli” etkinliklere bağlıydı. Rahibe manastırlarının bireysel olarak ait olduğu çeşit-
    li dinî tarikatları bu manastırlara maddi açıdan destek sağlamaya zorlama girişimleri ancak zaman zaman başarılı olmuştu. Fraıısiskanların oluşturduğu dikkate değer istisna dışında kalan manastır tarikatları, cura /milimim, yani kadınların bakımının getirdiği sorumluluğa ve mali giderlere açıkça sinirleniyordu:
    Carthusian Tarikatı kendilerine ait olan beş rahibe manastırından “tarikatımızın beş yarası” olarak bahsetmiştir. Ancak rahibelerin ticari temsilciliğini yapan rahiplerin göreve getirilmesiyse, bu rahiplerin manastırın getirdiği kazancın kaymağını yemekten pek de vicdan azabı duymadığını göstermiştir.Elbette yalnızca bu adamların manastır bakireleriyle temas
    halinde olması bile şüphe yaratıyordu. O zamanın tıp anlayışına göre kadınlar doğaları gereği şehvet düşkünüydü ve her an
    esas doğalarına teslim olmaya hazırdı. Tamamıyla iffetli kalmayı başarmış olsalar bile sonuçta hâlâ kadınlardı ve bu yüzden de bu erkekler için çekici bir belaydı. Rahibelere karşı duyulan kızgınlık arttıkça örtülü bakireler sık sık, namuslu bir adamı bile tecavüz etmeye zorlayabilecek kadar baştan çıkarıcı
    olarak tarif edilir olmuştur. Halk edebiyatı, şarkıları ve efsaneleri bol bol tapınaktan rahibe kaçırma ve itibardan düşmüş rahibe hikâyeleri temin etmiş ve böylece bu sözde inkâr edilemez gerçeklerin “kanıtı” olduğu düşünülen şeyleri üretmiştir.Gratian’ın Decretum adlı kitabı da dahil olmak üzere Ortaçağ hukuk literatürü, manastır rapfusundan, bunun gerçek ve
    nispeten önemli bir sorun olduğunu bilmemize yetecek kadar bahsetmektedir. Ama yeminli bakirelerin isteyerek uygunsuz işlere ne derece kalkışmış olabileceğini belirlemek çok daha
    ciddi ölçüde zordur. “Genelev” sözcüğünün alaycı bir şekilde rahibe manastın anlamında ve “rahibeler evi” sözcüğünün genelev anlamında kullanılmasına karşın (Hamlet’in Opheliaya
    tükürdüğü Shakespeare'in çift anlamlı ünlü dizesinde olduğu gibi), bunun uygun bir karşılaştırma olmuş olması ihtimali oldukça düşüktür. Ne günah çıkartan papazlar ne de başrahibeler genellikle, rahibelerin işlediği günahların aynntılı kayıtlarını tutarlardı ve medeni ceza kayıtlarında bile bu tür şeyler
    toplam olarak nispeten çok az anılırdı. Ancak tarihçilerin işlenen cinsel günahlar bakımından kadın ve erkek manastırı kayıtlarını karşılaştırabildigi birkaç durumda, kadınların erkeklerden daha kötü olduğu görülmez.
    Ancak kadınların uygunsuz cinsel davranışlarının her zaman erkeklerinkinden daha kötü olduğu düşünülmüştür. Kadın manastır düzeninin temelini oluşturan bekâret ideolojisinin tamamı, küçücük bir ihlalin bile affedilmez olduğu, ama erkek iffetsizliğinin basit bir “kendini tutamama” olduğu ve
    genellikle kolayca hasır altı edildiği ya da “erkektir ne yapsa yeridir,” diye örtbas edildiği anlamına gelir.
  • Kadının bireyselliğiyle evren arasında dilmaçlık etmek, kadının olumsal yapaylığına insanî bir değer kazandırmak erkeğe düşecektir. Herhangi bir şeye girişme, eylemde bulunma, savaşma gücünü kendisinden alarak karısını doğrulayan yine erkektir: kadının bütün yapacağı kendini erkeğe teslim etmektir, anlamını erkek verecektir. Buysa, kadın yönünden, alçakgönüllüce kendi benliğinden geçmeyi gerektirmektedir; buna karşılık, erkek gücüyle korunacak, elinden tutanı olacak dolayısıyla başlangıçtaki bırakılmışlığından kurtulacak, gereklilik kazanacaktır. Kendi kovanının ecesi olan, yuvacığında kendi kendisiyle barışık olarak yaşayan, ama erkek aracılığıyla da sınırsız evrene ve zamana doğru sürüklenen eş, ana, evkadını, evlilikte hem yaşama gücünü, hem de yaşamının anlamını bulmaktadır.
    Simone de Beauvoir
    Sayfa 48 - Payel Yayınevi
  • Kadına karşıtlık içinde erkek bir güzellik yaratığıdır, çünkü kadından farklı olarak onun bir beyni vardır. Bu da şu anlama gelir: Erkek bilgi kazanmayı arzular.
    Esther Vilar
    Sayfa 29 - Öteki Yayınları, Çevirmen: Selçuk Budak