Yemen Türküsü'nü okuyalım: Mızıka çalındı, düğün mü sandın, Al beyaz bayrağı gelin mi sandın, Yemen'e gideni gelir mi sandın? Dön gel ağam, dön gel, dayanamiram, Uyku, gaflet basmış, uyanamiram, Ağam öldüğüne inanamiram... Ağamı yolladım Yemen eline, Çifte tabancalar takmış beline. Ayrılmak olur mu taze geline? Akşam olur, mumlar yanar karşımda, Bu ayrılık cümle âlem başında, Gündüz hayalimde, gece düşümde. Koyun gelir, kuzusunun adı yok, Sıralanmış küleklerin südü yok, Ağamsız da bu yerlerin tadı yok. Baştaki üç mısra "Ey Gaziler"de vardır. Fakat döşemeler mahallîdir. "Yemen Türküsü" ile ona benzer türküler, Anadolu'nun iç romanını yaparlar.
Sayfa 53 - Dergah Yayınları·Kitabı okuyor
Uyuma ey Türk!
Biz diri, canlı, hayat dolu, duyarlı, dikkatli, bilinçli, bağımsızlığa âşık, gururuna düşkün bir millettik. Ne oldu bize? Yoksa son yüzyıl içinde Çanakkale dirilişini, Milli Mücadele'yi, o kutsal çılgınlığı, zaferi, ilkellikten ve bağnazlıktan kurtuluşu, uyanışı, aydınlanmayı, çağdaşlaşmayı, kadın özgürlüğünü, cumhuriyeti, dünyanın Türk mucizesi diye andığı bu büyük macerayı yaşayan biz değil miydik? Yoksa bunlar milletçe birlikte gördüğümüz bir rüya mıydı? Şehitler, gaziler, kahramanlar, o öldürücü acılar, o emsalsiz sevinçler, inanılmaz başarılar hayal miydi? Hayır! Hepsi gerçek. Ama içerden, dışardan söylenen ninnilerle, süslü kutular ve göz alıcı şişeler içinde sunulan uyku ilaçlarıyla bizi yeniden uyutmaya çalışıyorlar. Tarih son kez uyarıyor: Uyuma ey Türk! Dirliğin, birliğin, dilin, benliğin, tarihin, yurdun, adın bir kez daha giderse, bir daha hiçbiri geri dönmez.
Sayfa 561·Kitabı okudu
Davul, zurna, ey gaziler, sokaklarda kalabalık... Hem oynayan, hem bağıran, hem de yürüyen coşkun ve genç askerler... Kendilerini nasıl bir akıbetin beklediğini bilmeyen ve "ya gazi, ya şehit!" diye bağırdıkları halde ölümü akıllarına bile getirmeyen zavallılar... Hayatın yeknesaklığı içinde birdenbire beliriveren bu korkunç değişikliği gülerek kabul eden, ona koşan ve ne için, kimin için ölmeye gideceklerini, nerede ve nasıl öldürüleceklerini sormayı asla akıllarına getirmeyen kahramanlar...
Sayfa 154·Kitabı okudu
Alıntı
Ben Kutalmışoğlu Gazi Süleyman! Benim, yedi iklim şakırdayan nal... Ben, Ergenekon'dan yürüyen Bozkurt, Benim, Selçuklu'nun tuğunda kartal... Ve ey, benden bin yıl sonraki neslim... Nedir seni senden yitiren bu hâl...? Titre, kendine gel. Birlik ruhunu, Şehitler, gaziler tarihinden al!...
Yola çıkışımızdan önceki akşam, şerefimize büyük bir şölen verildi. Gramofonda hep Türk havaları çaldı. Hele "Ey Gaziler" marşı çalarken, elimde olmadan ağlamaya başladım. Yine böyle "Ey Gaziler" havası çalarken soğuk bir teşrin sabahı Erzurum sokaklarından, arkamda Mehmetçikler yurdumuzu savunma için cepheye doğru yola çıkıyordum. O zaman henüz ruhumuzda yüce bir Türklük ateşi, düşün­cemizde Enver Paşa'nın hayalden öte gidememiş "Kızılelma, Turan" sözcükleri vardı. Bizim gözümüzün önünde canlanan bu "Turan" ülküsüne giderken işte bu "Ey Gaziler" marşı bizi uğurluyordu. Fakat şimdi, o uğurlamanın üzerinden günler, haftalar, aylar ve sonunda yıllar geçti. O ülkü, yani "Kızılelma" yerine Rusların elinde, Sibirya'nın buzları arasında kaldık ve şimdi işte, Anadolu'ya, kutsal ülkeme yardım için yeniden koşarak dönüyordum. Hey gidi günler hey . . . Okul sıralarında okutulan şiirlerin dizelerini şimdi nasıl hatırlamazsın.
Alıntı
Ey gaziler yol göründü Yine garib serime Dağlar, taşlar dayanamaz Benim ahu zarıma ...
Sayfa 104 - Everest Yayınları: 24. Basım: Ağustos 2021 - Türkçesi: Dr. Arın Bayraktaroğlu·Kitabı okudu
Hayata Dair