´Heyhat!` dedi Frodo. ´O gerçekten de tanıdığım Boromir idi. Altın kemer ona Galadriel Hanım tarafından Lothlórien'de verildi. Galadriel Hanım'dı bizi gördüğünüz üzere giydiren, elf grileriyle. Bu süs iğnesi de aynı maharetin ürünü.` Harmanisini, âdem elmasının altında tutturan yeşil ve gümüş yaprağa dokundu. Faramir yakından baktı. ´Güzel` dedi. ´Evet, aynı maharetin işi. Öyleyse siz Lórien diyarından geçtiniz? Laurelindórenan denirdi eskiden, lakin nicedir İnsanların irfanının ötesinde kaldı` diye ekledi usulca, gözlerinde yeni bir merakla Frodo'yu süzerken. ´Sendeki tuhaflığı şimdi anlamaya başlıyorum. Daha fazlasını anlatmayacak mısın bana? Boromir'in memleketinin topraklarına bu kadar yakın düşmesi acı bir düşünce.`
´Söylediğimden fazlasını söyleyemem,` diye yanıtladı Frodo. ´Ancak hikayen beni bir musibetin önsezisiyle dolduruyor. Bir uzgörüydü gördüğün, sanırım, daha fazlası değil, olmuş ya da olacağa dair kem talihin bir gölgesi, gerçekten de Düşman'ın desisesi değilse eğer. Ölü Bataklıklar'ın havuzlarında, eski çağların latif savaşçılarının suretlerini gördüm, ya da belki de onun menfur sanatlarıyla öyleymiş gibi göründüklerini sandım.`
´Hayır, öyle değildi,` dedi Faramir. `Çünkü onun işleri kalbi tiksintiyle doldurur; lakin benim gönlüm hüzün ve merhametle doldu.´
*
‘Alas!’ said Frodo. ‘That was indeed Boromir as I knew him. For the golden belt was given to him in Lothlórien by the Lady Galadriel. She it was that clothed us as you see us, in elven-grey. This brooch is of the same workmanship.’ He touched the green and silver leaf that fastened his cloak beneath his throat. Faramir looked closely at it. ‘It is beautiful,’ he said. ‘Yes, ’tis work of the same craft. So then you passed through the Land of Lórien? Laurelindórenan it was named of old,