Puan vermedi·208 syf.·
2022 410. kitabı
1930'ların Büyük Buhran dönemine gittiğimizde; New Deal, Faşizm ve Nazizm’in aslında aynı küresel ekonomik krize ve liberal kapitalizmin çöküşüne verilen farklı cevaplar olduğunu görürüz. Bu üç sistem, devletin rolünü devasa ölçüde artırma konusunda birleşse de, ulaştıkları sonuçlar ve insani bedeller açısından taban tabana zıttı. Üç sistem de "bırakınız yapsınlar" (laissez-faire) ekonomisinin bittiğini kabul etti. Devlet; piyasaları düzenlemek, istihdam yaratmak ve üretimi yönlendirmek için ekonominin merkezine oturdu. İşsizliği azaltmak için devasa kamu harcamaları yapıldı. New Deal kapsamında barajlar (Tennessee Vadisi Projesi) ve köprüler inşa edilirken; Nazi Almanyası’nda otobanlar (Autobahn) yapıldı ve askeri sanayiye hız verildi. İtalya'da ise bataklıklar kurutularak tarım arazisine dönüştürüldü. Kriz anlarında kitleleri peşinden sürükleyen güçlü lider figürleri öne çıktı. ABD’de Roosevelt "Radyo Başı Sohbetleri" ile halka güven verirken, Mussolini ve Hitler bu kitle iletişim araçlarını totaliter birer propaganda silahına dönüştürdü. Bu hareketlerin ekonomik araçları benzer görünse de, nihai amaçları, siyasi yapıları ve ahlaki pusulaları tamamen farklıydı. New Deal, demokratik kurumları, çok partili sistemi, basın özgürlüğünü ve hukukun üstünlüğünü koruyarak krizi çözmeyi amaçladı. Faşizm ve Nazizm ise demokrasiyi tamamen ortadan kaldırdı, tek parti diktatörlüğü kurdu ve muhalifleri şiddetle bastırdı. Faşizm, devleti her şeyin üstünde tutan aşırı bir milliyetçiliğe dayanıyordu ("Her şey devlet içinde, hiçbir şey devlet dışında değil"). Nazizm ise faşizmin bu anlayışını alıp biyolojik ırkçılık ve antisemitizm (Yahudi düşmanlığı) üzerine inşa etti. New Deal'ın ise böyle totaliter veya ırksal bir ideolojik ajandası yoktu; amacı sosyal refahı ve kapitalist
Tarih
Uzak AkrabalarWolfgang Schivelbusch · İletişim Yayınevi · 201412 okunma
9/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 18:27
Spoiler İçerir !! Ruhlar Evi, Isabel Allende’nin üç kuşağa yayılan bir aile üzerinden Şili’nin modernleşme ve faşizme sürüklenme tarihini anlattığı politik bir metin. Kitaba edebi bir kutsallık atfetmeden, sadece karakter mekanizmaları ve siyaset bilimi ekseninde masaya yatırdığımızda, karşımıza kusursuz işleyen bir mikro-makro iktidar simülasyonu çıkıyor. ​Romanda karakterlerin gelişimi, ülkenin siyasi dönüşümüyle tamamen eş zamanlı ve paralel ilerliyor. Bu paralelliğin merkezinde ise mülkiyeti, devleti ve statükoyu tek başına temsil eden Esteban Trueba var. Esteban’ın karakter eğrisi, aslında bir ülkenin muhafazakar elitlerinin geçirdiği dönüşümün birebir aynası. ​Rosa (Ulaşılamaz İdea ve Ütopya): Esteban’ın gençliğindeki o yeşil saçlı, büyüleyici Rosa’ya duyduğu saf ve romantik aşk, siyaset bilimi perspektifinden bakıldığında aslında bir toplumun henüz yozlaşmamış, endüstriyelleşmemiş o ilk "saf ütopya" ve ideal düzen arayışıdır. Rosa, maddesel dünyanın ötesinde, ulaşılamaz bir idea olarak kalır. Onun trajik ve ani ölümü, o saf idealin pratik siyasette ve sert gerçeklikte yaşayamayacağının ilk kanıtıdır. ​Esteban'ın Dönüşümü (Rasyonel Duygusuzluk): Bu kaybın ardından Esteban, Rosa gibi bir ideanın peşinden koşmayı bırakıp katı ve pragmatik bir materyalizme savrulur. Madenlerde ve Tres Marías çiftliğinde gücü, toprağı ve emeği kontrol ettikçe, ruhundaki o ilk romantizm tamamen buharlaşır ve yerini rasyonel bir duygusuzluğa bırakır. Bu durum, genç cumhuriyetlerin ilk dönemindeki o saf kalkınma idealizminin (Rosa), zamanla gücü elinde tutan elitlerin elinde nasıl despotik, mülkiyetçi ve mekanik bir devlet aygıtına (Esteban) dönüştüğünü gösteren harika bir politik alegoridir. ​Ancak Allende’nin asıl usta işi hamlesi, Esteban’ı evin ve sistemin mutlak iktidarı olarak
Ruhlar EviIsabel Allende · Can Yayınları · 20181,607 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·192 syf.·
2026 29. kitabı
Okuduğum en iyi romanlardan biri diyebilirim. Sade ve temiz bir anlatımla 68 kuşağının çektiği zorlukları bir çırpıda kıvırmadan, felsefeye bulaşmadan anlatmış yazar. Hem yazar hem de sanatçı kişiliği ile öne çıkan Livaneli bu ülkenin en büyük yaşayan değerlerinden biridir. Onun geçmişe tanıklığı gelecek nesil için sağlam bir kaynak ve rehber teşkil etmektedir. Devletin soğuk ve acımasız yüzünü okura ilmek ilmek yansıtan ve hissettiren bu güzel eser, hem bir aşk öyküsü hem de bir dönemin aydınlarının çektiği zulmün yansımasıdır. Kendi öz yaşamından da beslenen yazar, savrulan ailelerin, yerinden yurdundan edilen aydınların ve ülkeye dair umudu olan gençlerin hem mücadelesini hem de yenilgisini tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Bu kitabın bu kadar düşük puan almasına şaşırmadım çünkü faşizm bu ülkenin insanlarının var olmak için ciripinip tutunduğu yegane saçmalık ve ahlaksızlık. Kitabı ve içeriğini devlet düşmanlığı olarak görenlere de şaşırmam çünkü insanlar başkalarının acıları üzerine kinlerini kusmakta pek marifetlidirler. 68 kuşağını her ne kadar konu alsa da aslında bu zulüm ve acımasızlık devletin olmasa da onu ele geçiren faşist zihniyetin karakteri ve harcıdır. Askeri darbeleri eleştirirken bile bazı insanların bu konuda yan tutması bile insanoğlunun ne aşağılık ve iğrenç olduğunu gösterir. Eser, bir devleti ele geçiren capulcularin milliyetçilik Turancılık artı her ne ise onun adına insanlara dünyayı zindan etme çabasını bir kez daha bizlere hatırlatmaktadır.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,2bin okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2025 38. kitabı
II. Dünya Savaşı'nda mihver bloğunun en enteresan adamlarından birisi de Mussolini idi. Kendisinin inşa etmek istediği devleti, faşist ideolojinin ilkelerini ve ekonomik düzeni okumak ve anlamak adına bir merakla bu kitabı geçen yıl okumuştum. Ancak çok iktisadi tabanda ilerleyen bir baskıydı. Bu da beni okurken çok yormuştu. Diğer okurların incelemelerine de kesinlikle katılıyorum, çok tek şeritte ilerleyen bir yapı vardı. Kurgulanan modelin ne olduğu kafada asla canlanmıyor. Yine de diğer baskılara nazaran ucuz olmasından dolayı tercih edilebilir.
Faşist DevletBenito Mussolini · Dorlion Yayınevi · 202255 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 43. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 19:22
Hikâye, İtalya’nın ücra bir köyü olan Fontamara’da geçer. Bu köyde yaşayan yoksul köylüler (özellikle “cafoni” olarak adlandırılan alt sınıf) hayatlarını zor şartlar altında sürdürmektedir. Devlet, bürokrasi ve zengin sınıf tarafından sürekli sömürülürler. Köylülerin en büyük sorunlarından biri su kaynaklarının haksız şekilde ellerinden alınmasıdır. Köyün tek geçim kaynağı olan su, zengin bir girişimci tarafından yönlendirilir ve köylüler çaresiz bırakılır. Okuma-yazma bilmeyen, haklarını savunacak bilgiye sahip olmayan köylüler sürekli kandırılır. Romanın merkezinde yer alan karakterlerden biri olan Berardo Viola, başta bireysel çıkarlarını düşünen biriyken zamanla köyün sorunlarına karşı bilinçlenir. Şehre gider, sistemle yüzleşir ve sonunda bir tür direniş sembolüne dönüşür. 1. Sömürü ve Sınıf Ayrımı Romanın en güçlü yönü, köylüler ile yönetici/zengin sınıf arasındaki uçurumu göstermesidir. Köylüler sürekli kandırılır; örneğin bir yasa ya da düzenleme onların lehine gibi gösterilir ama aslında zararlarınadır. 2. Cehalet ve Bilinçlenme Köylüler okuma yazma bilmedikleri için haklarını savunamazlar. Bu durum onların sistem tarafından kolayca manipüle edilmesine yol açar. Berardo’nun değişimi bu açıdan semboliktir. 3. Adaletsizlik ve Bürokrasi Devlet mekanizması köylüyü korumak yerine güçlülerin yanında yer alır. Bürokrasi, halkı ezmenin bir aracı gibi çalışır. 4. Direniş ve Umut Her ne kadar roman karanlık bir tablo çizse de, özellikle Berardo’nun hikâyesi üzerinden bir bilinçlenme ve direniş umudu gösterilir. Karakter Analizi (Kısa ama öz) Berardo Viola: Başlangıçta bireysel kurtuluş peşindeyken zamanla toplumsal bilinç kazanır. Romanın dönüşüm karakteridir. Köylüler (Cafoni): Tek tek değil, kolektif bir karakter gibi yazılmıştır. Cehalet, saflık ve
Edebiyat
FontamaraIgnazio Silone · Kor Kitap · 2019403 okunma
Belgelerin Gücü, Kalemin Tarafı: Derin Devlete Kusurlu Bir Otopsi
6/10
·349 syf.··
2026 20. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 19:45
Türkiye'nin o kan, barut ve rutubet kokan yakın tarihine, devlet-mafya-siyaset üçgeninin karanlık dehlizlerine dalmak isteyenler için yazılmış, su gibi akan belgesel niteliğinde bir kurgu. Peşinen söylemeliyim ki; yazarın akıcı üslubu, belgeleri romanlaştırarak sunma becerisi ve MİT-Emniyet çatışmasından faili meçhullere kadar dönemin anatomisini çıkarmadaki ustalığı tartışılmaz. Eğer yazar, elindeki o kıymetli arşivi ideolojik bir filtreye sokmadan, objektif bir gazeteci refleksiyle masaya yatırabilseydi, bu kitap rahatlıkla 8 veya 9 puanı hak eden bir başyapıt olabilirdi. Ancak metne sızan iki büyük maraz, esere vurduğum neşterin ardından puanını 6'ya düşürmeme sebep oldu. Birinci ve en büyük maraz: Kesif bir sol perspektif ve tarafgirlik. Kitabın henüz 11. sayfasında "Zaten gazeteciliğin, araştırmacılığın en zor yanı da, kişinin duygularına teslim olmaması değil midir?" diyen yazarlar, ne yazık ki kitap boyunca kendi duygularına ve ideolojik bagajlarına teslim olmuşlar. 80 öncesi o cinnet yıllarını okurken terazinin sürekli tek tarafa yattığını görüyorsunuz; solcular daima "katliamda" öldürülürken, sağcılar nedense sadece "çatışmada" ölüyor. Yazar, sol içi fraksiyon kavgalarında dökülen kanı romantik bir şekilde anlatırken, ülkücü gençleri duygusuz birer "tetikçi robot" gibi resmediyor. Örneğin Bahçelievler olayını okurken, işin faillerinden Haluk Kırcı'nın "Bunun bir de öncesi var, bizim de gençlerimizin kafasına arkadan sıkıldı" çırpınışı metinde buharlaşıp gidiyor. Etki-tepki mekanizmasını ve o dönemin taşra yoksulluğunun getirdiği psikolojiyi yok sayıp, bir tarafı ailesi olan kurbanlar, diğer tarafı keyfince adam öldüren faşist robotlar olarak çizerseniz, orada sosyoloji biter, siyasi iddianame başlar. İkinci maraz ise kitabın kronolojik bir şizofreni
Siyaset
Reis: Gladio'nun Türk TetikçisiSoner Yalçın · Doğan Kitap · 20102,721 okunma