𝐎𝐫𝐡𝐚𝐧 𝐏𝐚𝐦𝐮𝐤 / 𝐊𝐚𝐫𝐚 𝐊𝐢𝐭𝐚𝐩
Bir gencin düşüncelerinde ilk olarak “ressam “olma hayali filizlenir. Ve bütün gençliğini ressamlık hayalleri ile yeşertir. Daha sonra “mimarlık” ve “gazetecilik” alanında ilerlemeyi düşünür. Ta ki adımlarını “yazmak” denilen dünyaya atana dek...
Orhan Pamuk ‘un kalemi ve karalanmış sayfaları arasında, adımlar koşmalara, koşmalar ise sonsuz bir maratona dönüşür.
Ve Nobel Edebiyat Ödüllü bir kitap...
” Kara kitap”
Kendini kapadığı evinden işte böyle sayısız başarı ve karalanmış sayfalar ile ayrılır. Kapadığı panjurlarını buluştuğu okuyucularına açar...
Kara Kitap ; kelimeler ve noktalama işaretlerinin bir araya gelerek, anlamının ve anlatımının kavranması zor, lakin bir o kadar da haddinden fazla anlamlı cümleler meydana getirmesi.
Uzun, karmaşık, bol betimlemeler... Evet bunların her biri, sizleri topal bir okuyucu haline getiriyor. “Sahi neden bir anlam yükleyemedim? “diyorsunuz kendi kendinize. Ve bunun ardından defalarca okunan o değerli cümleler gün yüzüne çıkmakta gecikmiyor.
Aslında Pamuk, her şeyi tertipli bir şekilde dizmiş. Her birine farklı, fakat yoğun anlamlar yüklemiş. Bu yüzden, sizden yeri geliyor Galip, yeri geliyor Celal olmanızı istiyor. Ve bununla beraber Celal’in köşe yazılarının arasında kendini saklıyor.
Kalemini, yüreğini, en derinde barınan hislerini ve okuyucularını. Yani evet “kendini “ saklıyor yazarımız.
Sevdiği kadının yüzünü harita diye benimseyen, onsuz ve unutulmuş hayatı çoraklaşmış bir bahçe varsayan, anılarını daima taze tutmak için çabalayan ve bir çift gözün kahramanı olmak isteyen bir adam... "Galip"
“Sen elinde kapağı kartondan bir kitap, ben elimde okumadığım bir gazete, sorardım: "Kahramanı ben olsam beni sever miydin?"
Ve giden karısı Rüya’nın ardından çoraklaşmış bir bahçeyi ayakta tutmak. Son