Gılgamış Destanı, tarihsel olarak bilinen en eski destanlardan biridir. İş Bankası yayınevinin tanıtımında da belirtildiği gibi, bu eser, Yunan destanı İlyada’dan ve Hint destanı Mahabharata’dan yaklaşık beş bin yıl öncesinde yazıya geçirilmiş olabileceği öne sürülmektedir.
Tanıtım metninde, eserin “insanoğlunun ilk yazınsal ürünü, ilk başyapıt” olarak ele alındığı ifade edilmektedir
Tematik olarak kitap; yaşam sevgisi, ölüm korkusu, ölümsüzlük arayışı, kahramanlık, dostluk, aşk gibi temel insanî değerleri işler.
Çevirmen Sait Maden, Batı kaynaklarından yararlanmış olarak eseri Türkçeye aktarmıştır.
Kitap, sade bir dil kullanımı ve “klasikler dizisi” formatında sunulmuş; amaç Türk okurunun destana erişimini kolaylaştırmaktır. Ve bence amaca hizmet etmektedir. Bağlam kopmamış destanın gücü tüm hissiyatıyla esere neşredilmiştir.
“Başlarken” bölümünde dönemin kültürel ve tarihsel bağlamına yönelik açıklamalar yer alır; Sümer uygarlığının kültürel rolü, metnin kökeni, yayılması gibi konulara değinilmiştir.
Gılgamış’ın yolculuğunun merkezinde ölüm vardır.
Uruk kralı olarak neredeyse tanrısal bir güce sahiptir, ancak dostu Enkidu’nun ölümü onun içindeki kırılma noktası olur. O ana kadar yenilmezliğine inanan kahraman, insanın kaderinin kaçınılmazlığını ilk kez hisseder.
“İnsan da mı ölecek Enkidu gibi?”
Bu sorgulama, onu ölümsüzlüğü aramak için yolculuğa çıkarır — tıpkı daha sonra mitolojilerde “yasak bilgiye” uzanan kahramanlar gibi (Prometheus, Faust, Adem).
Ancak yolculuğun sonunda Gılgamış, ölümsüzlüğün insana değil kente, yapıtına, iz bırakmaya ait olduğunu öğrenir.
Bu, insanlığın en eski felsefi sezgisidir: “ölümsüzlük, yaşanan yaşamın anlamındadır.”
İş Bankası’nın bu edisyonu, Gılgamış’ı sadece bir mitoloji metni olarak değil, insanlığın kendini ilk kez tanıdığı