Yiyecek ve içeceklerimiz her geçen gün değişiyor ve bize yabancılaşıyor. Hamburger ve fast – food (buna Hüsrev Hatemi Hoca “ fesâd–ı fûûd ” diyor) ile sağlıksız beslenme en küçük şehirlerimizi bile istila etti.
Sayfa 70·Kitabı okudu
… Deleuze diyor ki: "Reich'in haykırışını kabul etmeliyiz: Hayır, kitleler aldatılmadılar; belirli bir anda, faşist bir rejimi gerçekten arzuladılar" (FD, 215). …
Sayfa 24·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Sözünü ettiğin bu coğrafi süreksizlik belki de şu anlama geli-yordur. Sömürüye karşı mücadeleye girdiğimiz anda, prole-tarya yalnızca bu mücadeleye önderlik etmekle kalmaz, aynı zamanda mücadelenin hedeflerini, yöntemlerini, yerlerini ve araçlanırı da belirler; proletaryayla birleşmek de onun aldığı konumlarla ve ideolojisiyle bütünleşmek, proleterlerin kavga saiklerini tekrardan benimsemektir. Bu, [Marksist projeye] top-tan kapılmak anlamına gelir. Ama karşısında mücadele edilen şey iktidar olursa, bu durumda, iktidarı katlanılmaz bulan her-kes her neredeyseler orada ve kendi etkinlikleri (ya da edilgen-likleri) üzerinden mücadeleye koyulabilir. Hedeflerini açıkça anladıkları ve yöntemlerini belirleyebildikleri, kendilerine ait olan bu mücadeleye girişerek devrimci sürece katılmış olurlar. Proletaryarın müttefikleri olarak elbette, çünkü iktidarın mev-cut hâliyle uygulanmasındaki amaç kapitalist sömürüyü sür-dürmektir. Her nerede eziliyorlarsa orada savaşarak proletar-yarın davasına gerçek anlamda hizmet ederler. Kadınlar, mah-puslar, zorunlu askerler, hastanede yatan hastalar ve eşcinseller şimdi belirli bir iktidar biçimine, kendileri üzerinde uygulanan kısıtlama ve denetimlere karşı kendine özgü bir mücadele baş-latınış bulunuyorlar." (Foucault, FD, 216) Bu, takdire değer bir yerelleşmiş direniş programıdır. Mümkün olduğu yerlerde bu direniş modeli, "Marksist" hattı takip eden makrolojik mücadelelere bir alternatif olmayıp bunların tamamlayıcısı olabilir. Bununla beraber, evrensel bir düzeye taşınacak (Birinci Dünya dışına da genellenecek) olursa, bu model, farkında olmadan öznenin imtiyazlı kılın-masına meydan verir. Bu da, bir ideoloji teorisinin yoklu-ğunda, tehlikeli bir ütopyacılığa yol açabilir.
Sayfa 67·Kitabı okudu
D: Evet, beş temel yetkinlik, geliştiren anababa için çok önemli. Bu anababanın çocuğunun geliştirmek istediği temel yetkinliklerden ilki, kendine değer vermesi ve kendini gerçekçi olarak tanımasıdır.T: Yani iki şey aynı zamanda başarılmaya çalışılıyor. İlki, kendine değer veren biri olacak, İkincisi kendi yeteneklerini tanıyacak. Gezinin başında Turgut Bey ve oğlu Tahsin'den söz etmiştim. Turgut Bey çocuklarının önünde eşiyle sigara içerken içimden gerçekten şu geçti: "Kendi sağlığına değer vermeyen biri çocuğuna gerçekten koçluk, babalık yapabilir mi?"Arif eğitimci tavrım konuşturdu.A: Yaptığını sanır ama 'mış gibi' yapar.D: Evet, birinci yetkinlik, çocuğun kendini tanıması ve değerli bir insan olarak görmesidir. Bu anababanın çocuğunda geliştirmeyi istediği ikinci temel yetkinlik, onun yaptığı seçimlerin bilincinde olması ve onlardan sorumluluk almasıdır.T: Yani çocuk, kaç köfte yiyecek ya da yemeyecek, ne zaman yiyecek, kimlerle yiyecek gibi yaptığı her seçimden sorumluluk almak zorunda.D: Bu, temel amaç. Köfteyle ilgili olarak, şöyle konuşarak bunu yaparsın, zamanında yatağına yatmayla ilgili olarak, böyle konuşarak yaparsın. Ben burada formüllerden bahsetmiyorum, anababanın temel hedeflerinden bahsediyorum. Birazdan nasıl konuşulacağıyla ilgili de söylemek istediklerim var.A: Ama şu noktada kesinlikle açık olarak görebiliyorum ki, çocuğa zorla dört köfte yedirdiğin zaman ne kendine değer veren, ne de yaptığı seçimlerden sorumluluk alan bir insan yetiştirebilirsin.T: Zaten kalıplayan anababamn bu tür hedefleri yok. Peki, üçüncü yetkinlik ne?D: Üçüncü yetkinlik ortama getirilen iletişim bilincidir. Yani iki insan birbirinin farkına varınca iletişimin başladığının farkında olsun, her mesajın üç hedefinin olduğunu ve her iletişimde kendi kendine verdiği mesajların en
İşte şurada, şu açık yeşil yaprağın üstünde bir uğurböceği, yaprağın arkasında daha binlerce uğurböceği var. Şurada da bir, göğsü sarı, mavi küçücük bir kuş, gözleri yuvalarında fıldır fd, telaşlı... Neredeyse kanatlarını açacak, uçup gidecek... Onun da arkasında bir kuş var. Mavi benekli yeşil, kın kanatlı bir böcek, kabuğunu açmış, içi kıpkırmızı, zar kanadı mavi, tit­ ıiyor, uğunuyor. Sonunda Memed, öylesine coştu ki, koşarak Hocaya gitti: "Hocam," dedi, "Konyada Molla Hünkarın türbesini ziya­ RI: etmek yarım hac sayılırmış. Ben de Konyaya gitmek, bu re­ simleri yapan Efendi Hazretlerinin elini öpmek istiyorum, Sey­ ran geldikten..." "Gideriz ya Mevlana Hazretlerine... Efendi Hazretleri bu­ mda. O gördüğün uzun boyunlu zat oydu." "O muydu o, o muydu," diye Memed heyecanla sordu. --ruh, bilernedİm onu. Bilip de elini öpemedim, tuh..."
Kozmetiklerde Kullanılan Kimyasallar
Quaternium-7, 15, 31, 60 Q-T Paraben preservatives (methyl, propyl, butyl, and ethyl) Polyethylene Glycol (PEG) compounds Propylene/Butylene Glycol PV/VA Copolymer Rancid Natural Emollients Silicone derived emollients Sodium Cocoyl Ethoxylated surfactants FD&C Colour Pigments E-N 1,4-dioxane Formaldehyde Fragrance
1K