Her moda klasiğini kendi yaratır. Modaya uymak bir yazarı klasik olmaktan alakoyamayacağı gibi, modaya uyan her yazar da klasik olamaz. Fecriati yıllarının klasiği Haşim’dir. Daha sonra yetişen ozanlar içinde Cahit Sıtkı ile Ahmet Muhip de klasiktir. Denilebilir ki Türk klasisizmi asıl 1940 kuşağıyla başlamıştır. Bu kuşağın hemen hemen bütün yazarlarına klasik gözüyle bakabiliriz. Bugün, günlük olaylara eğilen ozanlar da gün gelecek klasik sayılacaklardır.
Fakat bizim gençlerimiz ne okusunlar? Arap harfleri bilmedikleri için, yüzlerce yıllık muazzam bir kültür mazisi onlara kapalıdır. Divân edebiyatını okuyamazlar. Tanzimat, Edebiyatı Cedîde, Fecriâtî, onlar için, bir liralık kitapların cılız ışığı altında, karanlıkta kalan bir his ve heyecan âlemidir. Nâimâ'yı müstehzî üslûbunun ve dilinin hususiyetleri içinde okuyamazlar. Peçevî'ye, Evliya Çelebi'ye ve daha nicelerine karşı idrakleri kördür.
Eskilerin edebiyatında gençliğin zekâsından, iradesinden ve idealinden bahis yoktur. Onun yalnız fidan boyu, elma yanağı, kiraz dudağı, turunç göğsü, Divan hattâ Edebiyatı Cedide ve Fecriâti şiirini bir manav dükkânının bütün kıymetleriyle doldurdu. Fikret'e gelinceye kadar bütün eski edebiyatta gençliğin tasviri, bir zekâ ve ideal köpürüşünden fazla bir yemiş ve zerzevat sergisini gözönüne getirir.
Bu yavan, bu tuzsuz ve mayasız edebiyata -affedersiniz- bir tek isim bulabiliyorum: Zampara edebiyatı. Otuz yıldan beri kah 'Edebiyatı Cedide', kah 'Fecriati', şimdi de 'hece vezni cereyanı' adları altında hep bu çığır devam ediyor duruyor.