Perec’in edebi dehası, sadece kelimeleri eksiltmekte değil, aynı zamanda kelimeleri bir karnaval havasında çoğaltmakta da yatıyor. Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?, yazarın Şeyler ve Kayboluş gibi yapıtlardaki soğuk ve mesafeli dilinden bütünüyle sıyrıldığı, François Rabelais tarzı bir coşkuyla dili eğip büktüğü benzersiz bir metindir. Kitap, Cezayir Savaşı'na askere çağrılan Karaspe isimli bir genci kurtarmaya çalışan bir grup arkadaşın beyhude ve komik çabalarını anlatıyor.
Perec, sıradan bir askerden kaçma girişimini, Homeros destanlarını aratan bir retorikle sunuyor resmen. Askerden kaçma planları yapan karakterlerin eylemleri, mitolojik kahramanların maceraları gibi abartılı bir dille betimlenmiş bu yüzden bu kısımları oldukça beğendim. Perec, üslup ve içerik arasındaki bu devasa uçurumu kullanarak, savaşın ve bürokrasinin anlamsızlığını zekice hicvetmiş. Savaşın yıkıcılığına karşı takınılan bu karnavalesk tutum, Franz Kafka'nın labirent misali bürokrasisindeki boğucu atmosferin, kahkahalarla dolu bir versiyonunu sunuyor adeta.
Artık yazarın kalemine alıştım sanırım, on günden beri Perec külliyatı okuyorum. Yine bu eseri de, söz oyunları, tekrarlar, uydurma kelimeler ve uzun listelerle doluydu. Lerec, James Joyce ve Vladimir Nabokov metinlerinde rastlanan türden bir dil işçiliği sergileyerek, ciddiyet zırhını delip geçmiş. Anlatının sonuna eklenen abartılı dizin ise edebiyatın biçimsel kurallarıyla dalga geçen yapısal bir şaka olmuş. Edebiyatı sadece bir anlatı aracı değil, aynı zamanda dilin sınırlarını zorlayan bir oyun alanı olarak gören Perec, bu kısacık novellada bile okuru sürekli şaşırtmayı başarmış.
Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?, savaş karşıtı edebiyatın en sıradışı, en eğlenceli örneklerinden birisi olmuş bana göre. Edebi bir yapıtın, en ağır