Amma âhir zamana erişdik. Zina, bina ve diploma fevkâlede artdı. İlim iddiası çokça peyda oldu amma ilme ve ehline hürmet yerle yeksân oldu. Kaba ve kem söz dillerden düşmez, nadanlar karşımızdan gitmez oldu. İstambul çorak bir memleket oldu. Velhasıl dilimize göre kulak, kulağımıza göre dil bulunmaz oldu. Taşraya çıkmak iktizâ eder.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Önce halinden ona hiçbir şey söylemedi
Bıraktı
Konuşsun Şivekâr
Aman Allah'ım!
Şivekâr konuştukça
Yusuf’un her yanına
Oklar saplandı sanki.
Dertli gönül neymiş
Gönüle dert neden düşermiş
Nasıl olurmuş göze almak
Gözlerden ötesini
Yağmadan, çapuldan, hazıra konmaktan uzak
Akları, karaları, bütün renkleri esirgeyip
esirgenmeyi hak etmek
Ve dönenmek evrende arındırıcı
İtimada şayan bir rüzgar gibi.
Hayret ki cinler bu kızı kaçırmamış
Bu fevkalede gönlüyle.
Bulunduğun yer içinde olduğun durumdur. İnsan, Oluş durumuna karşılık gelen fiziksel bir alanı kaplar. Bulunduğu yer, çevresi, karşılaştığı insanlar, tüm bunlar onun Oluş durumları, duygularının ve düşüncelerinin kalitesi ile fevkalede bir uygunluk içinde olduklarının göstergesidir.
Çocukluğunda okumaktan hoşlanmayan ve daha çok silahşörlüğe heves eden bu yüzden de babası İkinci Murad’ı çok üzen Fatih, Molla Yegan (Mehmet bin Armagan)’ın Hac dönüşü hediye olarak getirdiği büyük âlim Molla Gürânî’nin terbi-yesine verilerek mükemmel yetişecek, devrin en büyük ilim ve irfan koyucularından biri olacaktır.
Fatih’in Manisa’da geçirdiği ikinci Şehzâdelik devre si, gerek şahsı gerekse OsmanlI Devleti için çok verimli olmuş, bu devrede ruhen ve ilmen pişerek olgunlaşmıştı.
Sâmiha Ayverdi bu hususta şunları yazıyor:
“Genç Şehzâde bu müddet zarfında, akademik bir faaliyet devrisine girerek, liyakatli hocalar karşısında malumatını genişletmiş; Felsefe, Matematik okumuş, Arapça ve Farsça’yı ana dili gibi öğrenmiş; Lâtince, Yu nan ve Sırpça’ya çalışmış; Tarih, Coğrafya ve askerlik bilgisinde fevkâlede ilerlemiş, bir yandan da dünya cihan girlerinin hayatlarını dikkatle mütalâa ederek, bunların doğru ve yanlış taraflarına parmak koymuş, böylece de yaşanmış tarih maceralarının muhasebe ve yekûnu, onu plân ve sistem fikrinin lüzumuna esaslı suretle bağlamıştır”