Kaygılanan Sophie önceki gün yaptığı iyilikleri sıralayarak kafasını dağıtmaya çalıştı. İlk olarak, göldeki kazları (aptal çocukların onlara attıkları peynirin etkisini dengeleyecek doğal bir müsil olan) mercimek ve pırasayla beslemişti. Ardından kasabanın yetimhanesine ev yapımı Tarata aromalı yüz temizleyici yardımı yapmıştı (şaşkına dönen görevliyede ısrarla belirttiği gibi; "Düzgün bakım, cildinize en büyük iyiliktir."). Son olarak, insanların arada gidip makyajlarını tazeleyebilmeleri için kilisenin tuvaletine ayna koymuştu.
Sophie ona özel yemekler pişirmemiş olabilirdi ama kendisinin en sevdiği yemekleri koymuştu babasının önüne: pancar püresi, haşlanmış brokoli, kaynamış kuşkonmaz, buharda ıspanak. Belle' in babası balon gibi şişerken, onun babası ev yapımı kuzu yahnileri ve peynirli sufleleri mideye indirmediği için zayıf kalabilmişti.
"Ayılara dikkat et," diye bağırdı Matt, onun arkasından.
"Evet, tamam," diye mırıldandı Amy. "Ve aynı zamanda diş perisi için de gözümü açık tutmalıyım."
"Saat üç yönünde."
Amy boynunu çevirdi ve donakaldı. Aman Tanrım, saat üç yönünde gerçekten de bir ayı vardı.
Onun kendisine sahip olduğunu kurnazca ima ettikten sonra kalbinin erimesi karşısında feminist yanı kendisine sövüp sayıyordu. Ama uzun duvaklı, külah şeklinde bir prenses şapkası takmış olan içindeki çocuk, feministin kaval kemiğine bir tekme savurup ona çenesini kapatmasını söyledi.