Belirtmeden geçmeyelim; bu kitapta anlatılanlar vasıtasıyla da "kar'lı dağ'ı aş'mak" ve "Anadolu Maya'sı' na", yani "Tür­kistan' dan gel'e'n Kelâm'a" temas etmek imkan dahilinde değildir; "kar'lı dağ", "theo-logia" yoluyla ve "fikriyat (logia)" suretiyle "aş'ı'l' maz"; bu sebeple. "Kar'lı dağ'ı'', "Anadolu'nun Maya'lı'sı aş'a'r"; ancak bu husus "söz kab'ı'na" girmez.
Sayfa 30 - Yalçın Koç'tan inci mahiyetinde grizgah :)
(Ümanizm)i Batıya hediye edenler de Araplardır, İslâmdır. İslam medeniyetinim bütün ufuklara hâkim eseri... Zira Araplardır ki, Eski Yunan ve Lâtin eserlerini Arapça'ya tercüme etmişler, onları kaybolmaktan kurtarmışlardır. (Aristo)yu, (Eflâtun)u tetkik etmiş, "İlm-i Kelam"ı kurmuşlardır.Hepsi gözden geçirilmiş ve Yunan tam mânasıyle süzülmüştür.(Skolastik)ten asırlarca sonra yeni fikirler Batıya gelir. Vasıta Arapça'dır. Arapça'nın tesiri altında kalır ve ondan birçok kelime alır. Meselâ, ( amiral-emîrülma),( alşimi-el'kimya)... Ne yazık ki, Doğu'da hiçbir mütefekkir bu hakikatleri belirterek Batı'ya pes ettirici bir fikriyat yoğurmamıştır.
Sayfa 43 - Büyük Doğu Yayınları,26.Basım
Alıntı
Reklam
Gençlerin motivasyonu fikriyat ile olur. İki cümle ezberletip sonra "yürü tosunum seni kim tutar" diyemeyiz.
Sayfa 197·Kitabı okudu
Buna mukabil tefekkürü kendine iş edinmişlerden biri iseniz fikriyat sahasına adım atmanızın kelimelerin neyi ne kadar doldurduğu hususunu öne aldığınız zaman imkan dahiline girdiğini bileceksiniz.
Felsefe-Düşünce
Haram ile helâli, doğru ile eğriyi, güzel ile çirkini, mektep sıralarına oturmadan öğrenen bir nesil ne kadar bahtiyardır. İşte kütlelerin mukaddes bir zincir hâlinde birbirine emânet ettiği bu terbiyeyi devam ettirmek, Türk âilesinde bir îman borcu idi. Onun için de âile, Türk fikriyat ve ahlâkının bir mecellesi olmuştu. Bu yüzden de Müslüman-Türk’ün târihî düşmanları bu temel değere nişan aldılar, onu vurdular ve devirdiler.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Kapitalist demokrasi zihniyetinde sözü geçen kriteri öneren, geçerli kılan fikrî gerekçe, düşünce temeli, yani fikriyat nedir? Çünkü bu düşünce toplumsal kargaşanın ve kapitalist demokrasinin insanın mutluluğu ve haysiyeti konusundaki başarısızlığının gerçek temelidir. Eğer bu düşünce konusunda doğru bir hükme varabilirsek sosyal refah ve toplumun hukuku ve özgürlüğü konusunda kesin çizgileri belirleyebiliriz. Şimdi, bu düşünceyi arayalım: Bu düşünce, batı’nın despot kapitalizm binasının kaynaklandığı "hayatın sınırlı maddeci yorumunda" tespit edilebilir. Bir toplum düşününüz ki bireyleri, koskoca hayattan yalnız kişisel maddi hayat alanına ve bu hayatın verimlendirilmesi konusunda sınırsız tasarruf özgürlüğüne inanırlarsa, artık bu hayattan, maddi hazlardan başka bir gaye elde etmek mümkün olur mu? Ve bir de bu maddeci inanç insan tabiatının özü olan ‘özsevi’ye eklenirse... O zaman tabii olarak, yol kapitalistler yolu, üslûp ancak hiçbir gücün sınırlayamayacağı, özgürlüklerini kısıtlayamayacağı üslûp olacaktır. Özseviden daha genel ve daha temel bir özellik tanımıyoruz. Tüm hassalar özsevinin dalları, şubeleridir. Hayatı idame özelliği de, onun bir şubesidir. Zira insan kendisini sever. Yani insan hazzı ve saadeti kendisi için sever, elem ve mutsuzluğu yine kendi açısından reddeder. Özsevi, insanı, geçimini kazanmaya, maddi gıdasal ihtiyaçlarını tatmine sevkeder. Öyle ki hayatı katlanılmaz hale getiren acılar ölüm acısını aştığında özsevi, insanı, hayatına son vermeye mecbur eder. Demek oluyor ki, insanî hayatın temelinde gizlenen ve onu yönlendiren en tabiî ‘gerçek’ özsevidir. Biz özseviyi "hazları sevme ve acıları reddetme" olarak tanımlıyoruz: İnsanın acı veren bir şeye başkaları için katlanması eğer onda kendisi için bir haz söz konusu değilse imkânsızdır.
Hicret Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Reklam
Reklam