Puan vermedi
"Ey nefsim! Deme: 'Zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder. Derd-i maişetle sarhoştur.' Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor..
Ehline düşmeyen her şey ziyan olur. /790. İnceleme
9/10
·224 syf.··
2026 31. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 07:54
Bilir misiniz kaşıkçı elmasının hikâyesini? 17. yüzyıl… Bir kâğıt toplayıcısı çöplükte bulur elması, anlamaz tabii değerini, gider bir kaşık ustasına üç kaşık karşılığında satar, kaşık ustası durur mu? O da hemen birkaç akçe karşılığında doğru bir kuyumcuya… Hepsi kendine göre kârlı bir iş yapmıştır. Hiçbiri bilmez elindeki elmasın değerini, geçip gittiğinde, yitip bittiğinde bile. “O yüzden ki elmaslar sultanlar içindir evlat! Çöplükte bulduğunu üç kaşığa değişen zavallı elmasın değerini biliyor olsaydı…” “Taht ki bahttır, kime nasip olacağı belli olmaz. Aşk ki tahttır, kime tac giydirir bilinmez.” Takvimler 1826 yılının sonbaharını gösteriyor, Tahtta ülkeyi tek başına ayakta tutmaya çalışan Sultan 2. Mahmut! Zaman, mutsuz insanlar zamanı… Osmanlı’nın görkemli günlerinden eser kalmamış, ayak bastığı yeri titreten devlet şimdi kendi içinde dahi zor zamanlar geçirmekte, Mora ayaklanmış, yıllarca bir arada, kardeşçe yaşayan insanlar başlamış Türkleri katletmeye… “Filik-i Eterya canileri Mizistre’de Türkleri kırıyorlarmış diye duyup imdada gittiydim. Meğer buradaki yandaşları fırsat kollarmış, yokluğumdan istifade evimi basmış. Geldiğimde ikisinin de deşilmiş cesetleri kokmak üzereydi.” Tarihin unuttuğu bir soykırım, akıl almaz zulümler, tecavüzler… “Masalları artık değiştirmek lazım dostum, ormanın sultanı aslan değil tilki olmalı.” “Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi,” diye başlıyor Charles Dickens İki Şehrin Hikâyesi’ne, “Hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık, hem inancın devriydi hem şüpheciliğin…” Tam da öyle zamanlar… Bir soygun planlanıyor, sarayın en değerli mücevherini çalmak için! Sarayın en iyi korunan odasından en değerli mücevheri, kaşıkçı elmasını çalmak! Kim yapabilir bunu? Zindan Şeyhi Müderris Ubeydullah Ağa, namı diğer Aslan, arastada
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,464 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi
Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İKİNCİ BAB Bu İkinci Bab, "Elhamdü lillâh" hakkındadır. İkinci Bab ile tâbir edilen şu risalecikte "Elhamdü lillâh" cümlesini insanlara dedirten imanın sonsuz fayda ve nurlarından, yalnız dokuz tane beyan edilecektir. Birinci nokta: Evvelâ iki şey ihtar edilecektir. 1. Felsefe, herşeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. İman ise, herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir gözlüktür. 2. Bütün mahlûkatla alâkadar ve herşeyle bir nevi alışverişi olan ve kendisini abluka eden şeylerle lâfzan ve mânen görüşmek, konuşmak, komşuluk etmeye hilkaten mecbur olan insanın sağ, sol, ön, arka, alt, üst olmak üzere altı ciheti vardır. İnsan, mezkûr iki gözlüğü gözüne takmakla, mezkûr cihetlerde bulunan mahlûkatı, ahvâli görebilir. Sağ cihet: Bu cihetten maksat, geçmiş zamandır. Binaenaleyh, felsefe gözlüğü ile sağ cihete bakıldığı zaman, mâzi ülkesinin kıyameti kopmuş, altı üstüne çevrilmiş, karanlıklı, korkunç, büyük bir mezaristanı andıran bir şekilde görünecektir. Ve bu görünüşte insan pek büyük bir dehşete, vahşete, meyusiyete maruz kaldığında şüphe yoktur. Fakat iman gözlüğüyle o cihete bakıldığı zaman, hakikaten o ülkenin altı üstüne çevrilmiş bir şekilde görünürse de, fakat can telefi yoktur. Mürettebatı, sâkinleri daha güzel, nuranî bir âleme nakledilmiş oldukları anlaşılıyor. Ve o kabirler, çukurlar da, nuranî bir âleme girmek için kazılan yeraltı tünelleri şeklinde telâkki edilecektir. Demek imanın insanlara verdiği sürur, ferahlık, itmi’nan, inşirah, binlerce "Elhamdü lillâh" dedirten bir nimettir. 649 / 655 Sol cihet: Yani, gelecek zamana, felsefe gözlüğü ile bakıldığı zaman, bizleri çürütecek, yılan ve akreplere yedirip imha edecek, zulümatlı, korkunç, büyük bir kabir şeklinde görünecektir. Fakat iman gözlüğüyle
Din
Lem'alarBediüzzaman Said Nursî · Envar Neşriyat · 20115,7bin okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 1. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 20:52
Dikkat spoiler içerebilir... Kitabın ilk başlarında biraz sıkıldığımı hissetmiştim. Ancak bir yerden sonra kitabı elimden bırakmakta zorlandığımı fark ettim. Bahşı ve Kaknusia'nın aşkının neticesinde kaçmaları ile başladı eser. Ama bilmiyorlardı ki insan ne kadar kaçsa da kaderinden kaçamaz... İçinde bulundukları bu aşk serüveninde kâh vuslat düşü gördüler, kâh firak ateşinde yandılar. Kâh yine ayırdı kader onları, yine, yine... Bir kavuşma içinde kaç ayrılık barındırır kim bilir? Hayatları onları apayrı yerlere ve apayrı hikâyelere sürükledi. Bahşı ile ayrılınca Kaknusia oldu Lalin. Sevdiği adamla birlikte kelimelerini de kaybetti. Sonra teselli armağanı Lâlzade'si oldu. Ancak ona da doyamadı, gözlerini yani hayatını aydınlatan ışığını kaybetti. (Lâlzade'nin ölümü beni çok üzdü..) Sevdiği adamın aşkı yetmez gibi başka bir adamın da aşkıyla imtihan oldu. İshak'a ayrı bir parantez açmak isterim. Siyah ya da beyaz bir karakter olmadığı için yani gri bir karakter olduğu için ben onu sevdim. Ve iç muhasebelerini yazarın oldukça başarılı şekilde ele aldığını düşünüyorum. Ayrıca İshak'ın Lâlzade'ye babalığı da etkilendiğim hususlardan. Bir de Gunala karakteri var ki ben onun bu denli kontrolden çıkacağını düşünmedim. Bu romanda şunu fark ettim. Herkes aşkı için birini kurban etti ama kendini ama rakibini... Genel bir değerlendirme yapacak olursam bilhassa Kaknusia cephesinde gelişen olayları okumayı daha çok sevdim. Bunun sebebi kadın olması hasebiyle daha iyi empati kurabilmem olabilir. Yazarın tekke, Sultan Ahmed Han, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri, Sultan Ahmed Camii'nin yapılışı, Arap camisinden İstanbul semalarına uzanan ilk ezan gibi İslami unsurlara yer vermesi hikâyenin içinde bir soluklanma alanı açmış ve bu alan hoşuma gitti. Bunun yanı sıra mezarlıkta İshak ve
Aşk Hikâyesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20245,1bin okunma
Puan vermedi·72 syf.·
2026 27. kitabı
Tokatlızade Şekip Bey, Türk edebiyatının o geçiş döneminde, Servet-i Fünun estetiği ile ferdi duyuşun kesiştiği noktada duran, hüzünle yoğrulmuş bir kalem. Onu ve şiir dünyasını anlamak, aslında bir insanın kendi iç uçurumlarıyla nasıl baş başa kaldığını görmek. 1871 yılında Tokat’ta doğan Şekip Bey, köklü bir aileye mensup olmanın getirdiği kültürel birikimi, memuriyet hayatının disiplini ve taşra ile İstanbul arasındaki o ince dengede yoğurmuş. Ancak onun hayat hikayesini asıl belirleyen unsur, trajedi ve kayıplar olmuş. Genç yaşta eşini ve ardından kızı Hikmet’i kaybetmesi, onun ruh dünyasında kapanmaz yaralar açmış. Bu durum, onu hayatın neşesinden koparıp melalin, yalnızlığın ve metafizik bir kederin kucağına itmiştir. Şiirlerinde bu isyanı açıkça görülüyor. Acılı bir babanın haykırışı karamsar dünyası önünüze düşüyor. Şiirlerinde mısralarında hakim olan renkler gridir, siyah hiç beyaza dönmemiş. Keder ve acıyla yoğrulmuş yakıcı şiirler yazmış. Şiirlerinin merkezinde ölüm var ama bu korkulan bir sondan ziyade, sevdiklerine kavuşma arzusu ve bir kurtuluş kapısıdır. İki çocuğu ölmüş ve ölüm onun için gurbetten eve dönüş demekmiş. Kendisi de intahar ederek yaşamını sonlandırmış. Şekip Bey, dönemin birçok aydını gibi bir "iç sürgün" yaşamıştır. Sosyal hayattan ziyade, kendi zihninin koridorlarında dolaşmayı seçer. Onun iç dünyası, tevekkül ile isyan arasında gidip gelen bir sarkaca benziyor. Bir yandan kadere boyun eğer, diğer yandan sevdiğinin gidişine sessiz bir çığlık atar. Bu durum onu, Türk edebiyatının en hüzünlü "yas şairlerinden" biri yapar. Ben bu metne bağlı kalmadan Şekip Beyi oldukça araşırdım. Hakkında çok şey buldum ve öğrendim. Yasla geçmiş bir ömür Kızı Hikmet’in ölümü onu o kadar derinden sarsmıştı ki, hayatının geri kalanında attığı her adımda
Edebiyat
Derviş SözleriTokadizade Şekip Bey · Alakarga Sanat Yayınları · 20221 okunma
10/10
·64 syf.·
2026 23. kitabı
Hastalar Risalesi Bediüzzaman Said Nursî Tabi benim için ilk defa olan bir okuma da değil, son defa da olan bir kitap değil zira Hastalar Risalesinin maddi ve manevî, bilhassa manevi ve ruhî birçok hâl ve hastalığa çare olduğuna inanıyorum. Ama bu kez ki okumam biraz vesileyle oldu malûm Leyle-i Miraç günü bende evde değilim, bulunduğum evde ise basılı 3 kitaptan biri Hastalar Risalesi bende e-kitap veya pdf okumak istemediğim için tekrar tekrar okunması gerektiğini düşündüğüm Hastalar Risalesini tekrar okudum. Birçok Risale-i Nur eserini okumuş olsam da her okumada farklı bir pencere açıldığını düşünüyorum :) "Ey tahammülsüz dayanıksız hasta!  İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir." "Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekvâ etmemek şartıyla, mü’min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha vardır. Hattâ bazı sâbır ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibadet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçtiği, rivâyât-ı sahiha ve keşfiyat-ı sadıka ile sabittir." İnsan bu dünyaya yalnızca keyif sürmek için gelmediğini, sürekli gelenlerin gittiğini, gençlerin ihtiyarladığını ve hayatın zeval ile firak arasında aktığını çoğu zaman unutuyor. Hastalık ise bu unutulan hakikati insana zorla hatırlatan bir ikaz gibi karşımıza çıkıyor. Hastalar Risalesi, hastalığı yalnızca bir musibet veya eksiklik olarak görmez,sabır ve şükürle karşılandığında onun bir ibadet hükmüne geçebileceğini söyler. Hatta bir dakikalık hastalığın bir saat, bazı kimseler için bir gün ibadet sevabı kazandırabileceğini ifade eder. Bu bakış açısı, insanın
Din
Hastalar RisalesiBediüzzaman Said Nursî · Envar Neşriyat · 20102,609 okunma