Anıları ve belleği düşünün. Doğa, anıları birden fazla kez saklamak için mekanizmalar geliştirmiş gibidir adeta. Sözgelimi, normal koşullarda günlük olaylarla ilgili anılarınız, beynin “hipokampus” adı verilen bir bölgesi tarafından sağlamlaştırılır, yani pekiştirilir. Ancak korkutucu olaylar -bir araba kazası ya da hırsızlık olayı- yaşanırken, “amigdala” adı verilen bir başka bölge de anıları bir öncekinden bağımsız, ikincil bir yol boyunca düzenler. Amigdalanın işlediği anılar, farklı bir nitelik taşımaktadır: Bunları silmek zordur ve herhangi bir anda flaş gibi yanıp sönebilirler (tecavüz kurbanları ve savaş gazilerinin sıklıkla anlattığı gibi). Kısacası, anıları beyne nakşetmenin birden fazla yolu vardır. Ve sözünü ettiğimiz, farklı olaylarla ilgili farklı anılar değil, aynı olayla ilgili farklı anılardır; sanki farklı kişiliğe sahip iki ayrı gazetecinin tek bir olaya ilişkin aldıkları notlar gibi.Sonuçta, beynin farklı bölümlerinin aynı işle ilgilenebildiğni görüyoruz. İkiden de fazla grubun işlere el attığı düşünülmektedir. Buna göre her grup ilgili bilgileri kendince yazacak ve daha sonra hikâyeyi anlatmak için birbiriyle rekabete girişeceklerdir.Örtüşen etki alanlarına bir örnek daha verelim. Beynin hareketi nasıl algıladığı, biliminsanlarını uzun süre uğraştıran bir konu olmuştur. Nöronlardan (sinir hücreleri) hareket algılayıcılar inşa etmenin birçok kuramsal yolu vardır; bilimsel literatür ise nöronlar arası bağlantılardan tutun, küçük nöron uzantıları (dendrit- ler) ya da büyük nöron toplulukları arasında kurulan bağlantılara varana kadar, birbirinden çok farklı modellerle doludur. Burada önemli olan ayrıntılar değil, bu kuramların akademik camiada
Doğa, anıları birden fazla kez saklamak için mekanizmalar geliştirmiş gibidir adeta. Sözgelimi, normal koşullarda günlük olaylarla ilgili anılarınız, beynin "hipokampus" adı verilen bir bölgesi tarafından sağlamlaştırılır, yani pekiştirilir.
Ancak korkutucu olaylar -bir araba kazası ya da hırsızlık olayı yaşanırken, "amigdala" adı verilen bir başka bölge de anıları bir öncekinden bağımsız, ikincil bir yol boyunca düzenler. Amigdalanın işlediği anılar, farklı bir nitelik taşımaktadır: Bunları silmek zordur ve herhangi bir anda flaş gibi yanıp sönebilirler (tecavüz kurbanları ve savaş gazilerinin sıklıkla anlattığı gibi). Kısacasi, anıları beyne nakşetmenin birden fazla yolu vardır. Ve sözünü ettiğimiz, farklı olaylarla ilgili farklı anılar değil, aynı olayla ilgili farklı anılardır; sanki farklı kişiliğe sahip iki ayrı gazetecinin tek bir olaya ilişkin aldıkları notlar gibi.
Demek devrim figüranları bunlar, dedim.
Bir kısmı. Bu protesto ekibinin provasıydı ama daha birçok şeyimiz var... Birçok şeyimiz var, diye tekrarladı.Bunlar gibi yüz civarında eğitimli kişiyle, hatta daha azıyla, hükümetin ciddi şekilde sarsılabileceğini, uluslararası bir skandala neden olunabileceğini, haber ajanslarının breaking news'larına, flaş haberlerine girilebileceğini düşündüm. Bunu ona söyledim. Biliyorum, cevabını verdi. Ama bunu neden yapayım ki? Daha sonra gelecek birileri yok. İşleri bozup darmadağın edebilirim, ama yeni düzeni... veya sistemi, sen ne dersen de, sürdüremem. Böyle sahte bir darbeyle gelenler bizi de süpürüp atar. Halen bir
düzeni koruyan devlet gibi bir şey varsa, bu bizim için iyidir. Biz bu besleyici ortamda ter döküyoruz. Bir ülkenin bedeninde virüs gibi bir şeyin olması, beden zayıf olduğunda bizim için harikadır, ama hiç beden olmadığında, biz de yok oluruz.
Bence bu serüvenin en dikkat çekici tarafı, Samsunspor'un sahaya koyduğu karakterdi. Ne oyun anlayışı, ne de mücadele seviyesi, uzun yıllar sonra Avrupa'ya katılan bir takım izlenimi verdi. Aksine, birçok maçta oyunu dikte eden, deplasmanda dahi cesur oynayan bir kimlik vardı sahada. Bu da bize şunu gösterdi: Doğru planlama ve istikrarlı yönetim, Avrupa arenasında bile bütçe farklarını belli ölçüde kapatabiliyor. Aynı cümleleri on bir yıl ayrı kalındıktan sonra flaş bir geri dönüşe imza atılan Süper Lig için de söylemek mümkün.
Hüseyin Keleş - Spor Yazarı