Atlar bayağı şanslı, çünkü her ne kadar onlar da, bizler gibi, savaşın ceremesini çekiyorlarsa da, hiç olmazsa onu desteklemeleri, gereğine inanır gibi yapmaları beklenmiyor onlardan. Bahtsız, ama özgür atlar! Galeyan denen o kaltak, maalesef! bize mahsus.
İstanbul'da çıkmaya başlayan Millî İnkılâp mecmua-sının Yahudilerin hakiki mahiyetini meydana koyan neş-riyatı üzerine Yahudiler arasında bir galeyan olduğunu, hattâ onların Beyoğlu'nda gizli bir toplantı yaparak Milli İnkılâp mecmuasına karşı mukabil cephe almak için bazı kararlar verdiklerini işittik. Yalnız bu hareketleri bile onların Türkiye'ye karşı besledikleri duyguları gösterir. Bir defa hükümetten gizli olarak toplantı yapmak kanunî bir cürümdür. Müddeiumumiliğin dikkatini celbederiz. Saniyen kendi aleyhlerinde neşriyat yapılmamasını isti-yorlarsa bu vatana sadık kalmağa mecburdurlar. Onlar her hareketleriyle ve çıfıt yaygaralarıyla bizden ayrı olduklarını daima bize anlatırlarken biz de herhalde onlara methiye yazacak değiliz. Biz Yahudilerin memle-ketteki meş'um iktisadî ve ahlâkî rolünü biliyoruz. Hattâ mütareke yıllarında İstanbul'u süsleyen (!) İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan, Yunan ve Ermeni bayrakları arasında bir de Yahudi bayrağı olduğunu unutmadık. Eliza Niyego adındaki Yahudi kızının cenaze merasiminde yaptıkları edepsizliği de kendileri unutmamışlardır. Bir maliye memuruna rüşvet teklif ederken Ankara'da yakalanan iki Yahudi avukatla, Türklüğü tahkir yüzünden tevkif olu-nan Yahudi kızı meseleleri de onların namussuzlukları-nın son perdesini teşkil ediyor. Öyle, ikide bir Yahudileri Türkleştirme cemiyetleri kurarak bizi kandırmağa çalı-şacaklarına namuslu Türk tebaası olarak kalsınlar yetişir.
Çünkü biz onların Türkleşeceklerini asla ummadığı-mız gibi bunu istemeyiz de. Çamur ne kadar fırına verilse demir olmayacağı gibi Yahudi de ne kadar yırtınsa Türk olamaz. Türklük bir imtiyazdır, her kula, bilhassa Yahudi gibi kullara nasip olmaz.
Onlara yapılacak ihtar şudur: Hadlerini bilsinler. Sonra biz kızarsak Almanlar gibi Yahudileri imha etmekle
Çünkü aşk öyle tabii bir şeydir ki insanoğlunun her kesiminde yani erkeğinde dişisinde, küçüğünde büyüğünde, çocuğunda yetişkininde, gencinde ihtiyarında, fakirinde zengininde, akılısında ahmağında, âliminde cahilinde, medenisinde bedevi-sinde ortaya çıkar. Herkesin gönlü aşkla yoğrulmuştur.
Beşikteki çocukların gönülleri bile aşktan çok uzak değildir.
Hele gencecik çocukların gönlünde çok kere aşk ve muhabbet galeyan eder. Onlar da severler, sevilirler. Gönüllerinde bir duygu hissederler. Lakin biçareler o muhabbetin neden geldiğini, bir güzellik ve onun gereği olduğunu anlayamaz-lar. Aşkı işitirler, ama aşk denilen şeyin tam da hissettikleri duygu olduğunu bilmezler. İşte tabiat, bütün insanlara aşkı eşit olarak bölüştürmüş ve hiç kimseyi mahrum bırakma-mıştır. Akılsız, ilimsiz, huysuz, faziletsiz, sabırsız, acımasız, hayâsız insan bulunur, lakin aşksız insan bulunmaz. Aşk ve muhabbet herkesin düşüncesinde mevcuttur, ancak bir cazibe merkezi olmadıkça gerçekleşmez. İşte bazı kişilerin aşklarının dünyaya yayılması ve bazılarının da hiç duyulmamasının sebebi budur. İnsanın dışında bazı hayvanların da aşktan uzak olduklarını iddia etmeye cesaret edemeyiz.