Öyleyse günümüzde ters yönde işleyen iki devrim gerçekleşiyor gibi: biri iktidarı sürekli zayıflatırken diğeri de ona sürekli güç katıyor. İktidar, tarihimizin hiçbir döneminde ne bu kadar zayıf bu kadar güçlü bir görünüm sergilemiştir.
Ancak dünyanın halini nihayet daha yakından incelemeye başarınca, bu iki devrimin birbiriyle içten içe bağlı olduğunu, aynı kaynaktan çıkıp farklı yollar izledikten sonra nihayetinde insanların aynı yere taşıdıklarını görürüz.
Bu kitabın pek çok noktasında dile getirdiğim ya da gösterdiğim bir hususu son bir kez tekrarlamak tan çekinmeyeceğim: eşitlik olgusunun kendisiyle, onun toplumsal duruma ve kanunlara yansımasını sağlayan devrimi birbirine karıştırmaktan kaçınmalıyız. Zira bize şaşkınlığa sürükleyen hemen her görüngü bu karışıklıktan kaynaklanır.
Cumartesi günleri bu kasabada fırında kızarmış koyun başı yemek bir gelenekti; bir tane baş satın almam için bana üç maravedi veriyordu. Onu pişirdikten sonra gözlerini, dilini, boynunu, beynini yiyor ve çenesindeki etleri de sıyırıyordu. Daha sonra bana tabakta kalan kemikleri veriyor ve, "Al ye, bunlar senin için bir nimettir, doğrusunu söylemek gerekirse popadan daha iyi besleniyorsun,” diyordu.
İçimden şöyle diyordum : Umarım bir gün Tanrı, bana çektiğin acıları sana da çektirir.
Sen o karanfile eğimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu? Bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele...
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.