• Kafayı bulunca cep telefonumu elimden alıyor. "Kimseyi arama, böyle güzel" diyor. Nefret ediyorum yalnız ve sarhoş olmaktan.
    ...
    Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın.
  • SEN YOKSAN BENDE YOKUM... CANIMIN İÇİ
    Sonu gelmesin diyorum bu mesajın ama elimde değil hayatımıza sabah kaldığı yerden devam edeceğiz.Gecenin 4’ü oldu malum sabah erken kalkacağım , yastığımı toparlarken baş ucumda duran resmine bakıp bir öpücük konduracağım , benim için en önemlisi sensin , bu mesajı okurken sabah yüzünde ki mutluluğu görmek için saatlerce yürür gelirdim ama olsun bir seni seviyorum mesajına bile gülerim.Seni çok ama çok seviyorum , Allah ayırmasın yarim.

    Seninle tatile çıktığımız günü hatırlıyor musun ? ne kadar da masumdun .Kış dı ocak ayıydı yeni yılı kutlayıp gelmiştik Uludağ’a kar kadar güzeldi tenin.Bembeyaz tenine dokundukça

    gülümsüyordun ve ben o anını hiç unutamıyorum.Başında bembeyaz bir el örgüsü şapka ve elinde ise yoldan gelirken aldığımız bir eldiven.Kalbim atıyor seni anlattıkça.

    Uzandım şuanda geleceğimizi düşünüyorum , geleceğin gününü dört gözle bekliyorum.Hava da çok soğuk üşütme sakın , biraz hasta gibiydin içdin mi ıhlamurunu.Sevda kokan saçlarını

    iyi kuruttun mu ?

    Boş bir sokakta seni aramak dedikleri bu olsa gerek. Tek bir ses, tek bir ayak izi yok. Ben hala senden bir parça bulmaya çalışıyorum geceleri bu boş sokaklarda. Seni sevebildiğim kadar sevmek istiyorum. En sonuna kadar sevmek, iliklerime kadar sevmek, damarlarımdaki kanın akışını hissedercesine sevmek istiyorum. Seni sevmekten başka hiçbir işle boğuşmak istemiyorum. Aklımda, ruhumda, bedenimde sadece senin düşüncen yer alsın istiyorum. Seni seviyorum.

    Benim sana kurduğum her cümle şiir kokar. Sen insanın içindeki şairi parçalarsın; acısını son damlasına, sevincini en dibine kadar yaşatırsın. Senin adın ilham, senin adın aşk…

    Tarafsız seviyorum seni ben. Rakının beyazında, denin mavisinde, güneşin sıcaklığında… Sadece kendi tarafımca seviyorum. Sır gibi saklıyorum seni dillerden. Öğrenirlerse onlarda seni rakının beyazında, denizin mavisinde, güneşin sıcaklığında sevecekler. Sana başka aşk değmesin diye saklıyorum seni.

    Ey aşk atla içimden. Yakıp kavurma bedenimi, gençliğimi soldurma. Yüzümde ki hüznü al da öle git zira delireceğim. Tutamayacak hiçbir zincir beni. Bedenimi ortadan ikiye yaracak. Git aşk, git benden.

    Sana zarar vermeden seviyorum seni, arama sorma artık. Konuşma benden. Bir ölüyüm, bırak rahat yatayım mezarımda. Dürtme beni, dokunma bana.

    Senin aşkın dillere efsane gibi, her ağızdan ismin dökülür. Ey yar, nasıl da tutsak ettin beni. Kafesimin kapısı bir an bile aralanmıyor. Senin olmaktan şikayetçi değilim fakat azat et beni. Uçayım sana doğru, süzülsün kanatlarım göklerde. Beni fark et.

    Her geçen gün biraz daha soğuyor geceler. Yokluğun sinci bir yılan gibi sokuluyor koynuma. Boğazıma çöküyor her gece. Uyan sevgili, gecemi ısıt, koynuma yerleşen yılanı sök benden.

    Sen dünya üzerindeki en büyük ormansın. Yolların, ağaçların, dalların, yaprakların, birbirinden güzel çiçeklerin var senin. Bir de köklü bir çınarın..Gölgene çekilip saklanmak istiyorum, kabul et beni. Ayırma gövdenden…

    Kalbimden geçen sözler, dilimden havaya seker her cümlemde. Sen havaya seken cümlelerin yarısından bile bir haber. Karşılıksız aşk dedikleri bu oluyor sanırım. Milyonlarca kez söylenen ama bir kez bile duymadığın sözlerim var.

    Sen kendini en özel hissetmesi gereken kadınsın. Sen ateist bir insanı Allah aşkıyla donatırsın. Sen elinin değdiği her yere dua okunansın. Sen kadın, sen iyi ki hayatımda varsın.

    Beni unutma, ses ver arada. Sadece nefesini duysam da olur. Yeter ki yaşadığına dair bir ses fırlat. Bağır, çağır yahut küfret… Yeter ki bana soluk ver,

    Adını Soruyorlar

    Çok sular aktı üstünden,

    Öyle ki hiç dinmedi bu kanayan yaran.

    Pıhtılaşmış bir iç acın,

    Bir de sancın kaldı artık.

    Lüzumsuz olan ne varsa bende bu aralar,

    Özlem,

    Acı,

    Umut,

    En lüzumsuzu da aşk biliyor musun ?

    Hiçbir işe yaramıyor sensiz,

    Hep eksikliğini hissettiriyor soluma.

    Tek celsede boşanacak olsa ruhum, bedenimden

    İnan hiç düşünmem !

    Keserim bileklerimi,

    Tüm günahlarımı alır çeker giderim !

    Bir dakika yaşamam bu evde yokluğunla !

    Uzun zamandır bekliyorum bu satırları,

    Ha geldi, ha gelecek

    Ve bana seni anlatacaklar ümidiyle…

    Bak ; Sabah ezanında defin ettiğim yalnızlığımı,

    Tutuyorum elimde…

    Dudaklarımda ise sıkışmış bir cümle var,

    Elhamdulillah dedirtecek kadar üstelik…

    Benden sonraki durağın

    Mutlu sabahlar olur !

    Senden sonraki durağım

    Bayramdan, bayrama hatırlanan

    Penceresinde, yabani otlar yetiştirdiğim

    Ve komşularımı hiç tanımadığım, açık adres…

    Sanma ki günbe, gün ölüyorum !

    Ben sadece yeni bir aşkın tohumunu mezara ekiyorum..

    İçinde adından bir harf taşıyan cümlelere

    Şefkatle yaklaşıyorum artık.

    Seni sessiz harflere yerleştiriyorum,

    Kendimi, sesli harflere.

    Ve biz yanyana bir ‘Seviyorum’ yazamıyoruz…

    Adını soruyorlar hiç tanımadığım komşular,

    Ve ben ;

    Yaratan, yâr etti

    Yâr, yara oldu.

    Yaradan ötürü,

    Yaratana sığındım,

    Adı aşk oldu…

    Diyorum…

    Zengin şiirlerim yoktur benim,

    yazamam sana altın uçlu kalemle.

    Fakirdir şiirlerim, bir cebi delik.

    Üstü başı yırtıktır sözlerimin.

    Ama temizdir dizelerim,

    ama sıcaktır sana yüreğim.

    Ve bu hayatı seviyorum senle,

    sakın hiç bir yere gitme..

    Sana gelince..

    Sen, tek bir cümleye sığdırılamayacak kadar büyük duygularımın sahibi,

    bir cümleyle ifade edilemeyecek kadar kadar özel birisin.

    Sen insanın kendinden bile önce sevebileceği biri. Sen iyiki varsın…

    Seni sevmek,

    uçsuz bucaksız deniz gibi.

    Seni sevmek,

    pembe bir rüya gibi.

    Seni sevmek,

    Denizin üstünde yürümek gibi.

    Seni sevmek,

    denize vuran yakamoz gibi.

    Seni sevmek,

    sonu olmayan bir yol gibi.

    Seni sevmek,

    tatlı sükuta teslim olmak gibi.

    Seni sevmek,

    güneşin doğuşu gibi.

    Seni sevmek,

    kalabalığa inat her yüzde seni görmek gibi.

    Seni sevmek,

    çocukluk neşesi gibi.

    Seni sevmek,

    sabah ezanı gibi.

    Seni sevmek,

    bahar gibi.

    Seni sevmek,

    ölene dek beklemeyi kabul etmek gibi.

    Seni sevmek,

    simit-ayran gibi.

    Seni sevmek,

    güzel şey…

    Örselenmiş bir çocukluk işte benim bütün hikâyem. Kaç sevda geçse de üzerinden bu yıkıntıları onaramazsın. İstersen hiç başlamasın geç kalmışız birbirimize, yanlış kapılarda geçmiş bunca yıl dönemeyiz artık ilk gençliğimize, istersen hiç başlamasın söz verelim kendimize.

    Sorarlarsa beni sana; sevilmeden seviyordu de. Ne kadarda saftı de. O kadar seviyordu ki kaldıramadım de. İçin de bir ateş yaktım halen yanıyor de. Gitmeyince aramayınca eridi bitti de. Bir de dünyası vardı onu da ben kararttım de. Kendi eliyle bir çukur kazdı. Ben de gömdüm de!

    Seni şartsız seveceğime, hayallerin konusunda sana destek olacağıma, seni onurlandırıp sana saygı duyacağıma, seninle gülüp seninle ağlayacağıma, umutlarımı ve hayallerimi seninle paylaşacağıma, ve ihtiyaç duyduğunda sana teselli sağlayacağıma söz veriyorum. Ve yaşadığımız süre boyunca üzerine titreyeceğime.. E.L James

    Saçların topuz, başın göğsüme değdiğinde parmaklarım saçlarına dokunmakla ödüllendirilir. Seninle üçlü koltukta sarılıp iki battaniye ile bir olunur. Filmler tekrar kez izlenilir. Ezberlenen replikler sen varken unutulur. Mutfakta demlik yakılır, belki yemek alabilir yerini. Her gün aynı çeşit yemeklerle doyulur. Sen dokundun diye yoğurdun tadı başka, ekmeğin tadı başka oluverir. Sonra sen gülümsedin diye uğruna bir ömür serilir. Emekli maaşı almaya birlikte gidilir, birlikte sıra beklenir. Oturacak yer olmasa bile, iki genç dürtüklenir, dinlenmen için yer hazırlanır. Maaş’a küfür edilerek birlikte eve geri dönülür. Anahtar hangisi? karıştırılır. Yeşil saplısı dış kapının, mavi saplısı iç kapının. Tüm bunlar sen varsın diye olup bitiverir. Tüm renkler sen bakıyorsun diye maviye dönüşür. Ben bakınca siyaha. Ama ben sana bakınca cennet görülür. Cennet rengârenktir, siyah bir renk değildir. Gülüşüne gökkuşağı denilir, gök; sen’sindir
  • “Gece yarısından sonra zamanın kendine özgü bir akışı vardır” diyor barmen. Kutusundan çıkardığı kibriti tutuşturup sigarasını yakıyor. “Ona karşı koyamazsın.”
    Haruki Murakami
    Sayfa 61 - Doğan Kitap
  • "Gece yarısından sonra zamanın kendine özgü bir akışı vardır. Ona karşı koyamazsın."
    Haruki Murakami
    Sayfa 61 - Doğan Kitap
  • Afyonlu Yoğurtçu Halim'in yaşamı çok düzenlidir. Öğleye kadar omuzundaki sırığın iki yanındaki iplere bağlı kasalar içinde kâse yoğurdu satar. Öğleden sonra yoğurt mayalar, gece şarap içer... Gece yarısından sonra karısını döver.
  • 340 syf.
    ·4 günde·Beğendi·7/10
    On altıncı Tess Gerritsen kitabımı da bitirdim. Bu kitaplardan on biri Rizzoli&Isles serisine ait kitaplarken beşi de seri dışında tek kitaplardı. Ben Tess Gerritsen ile Rizzoli&Isles serisi aracılığıyla tanışmıştım. Polisiye
    kitapları okumayı gerçekten çok seviyorum ve en sevdiğim polisiye kitap serilerinin ilk sıralarında geliyor bu seri. Rizzoli&Isles serisi toplamda on iki kitaba sahip ve on birini okuyan ben bu on bir kitabın tamamını
    beğenmiştim. Durum böyle olunca seri dışında olan Gerritsen kitaplarını okuduğumda ister istemez seri içindeki kitaplarla karşılaştırıyorum ve bu da diğer kitapların bana biraz yavan gelmesine sebep oluyor maalesef.
    Rizzoli&Isles serisi gibi bir seriyi yazmış yazardan daha iyi şeyler bekliyorken ortalama bir polisiye kitap okumuş gibi hissettim Proje: Ölümcül Virüs'te. Aynısını bundan önce okuduğum diğer Gerritsen kitabı olan
    Ruhundaki Zehirle Yüzleş'te de hissetmiştim. Bir yazarın en iyi kitaplarını önden okuyup geriye daha sıradan kitaplarını bırakmanın azizliğine uğruyorum sanırım. Tabii Proje: Ölümcül Virüs kötü bir kitap değildi ancak
    söz konusu sevilen yazarlar olunca insan ister istemez her kitabının aynı güzellikte olmasını bekliyor.

    Kitabımızın ilk yarısı yani ilk yüz altmış sayfalık kısmı bende ikinci sınıf Amerikan filmi havası uyandırdı diyebilirim. Bu bölümlerde sanırım hayal kırıklığına uğrayacağım diye de düşünmedim değil. Neyse ki belirttiğim
    sayfalardan itibaren kitap beni biraz daha içine almayı başarabildi ve ilk kısma göre olaylar da toparlanmış bir hale geldi. Aslında kitabımız başından sonuna tamamen kedi-fare kovalamacası şeklinde ilerliyor. Bir
    tesadüf sonucu yolları kesişen iki karakterin ellerinde ölümlerine yol açabilecek bir bilgiyle neler yaptığını okuyoruz bütün bir kitap boyunca. Başında bir cinayetin işlendiği ve katilin ortaya çıkarılmaya çalışıldığı bir
    kitap değil yani Proje: Ölümcül Virüs, en başından her şeyin belli olduğu bir polisiye-aksiyon kitabı diyebilirim. Kitapla ilgili genel düşüncelerim ne çok iyi, ne çok kötü ama yine de bu kitap sanırım o bildiğim Tess
    Gerritsen tarzına yakıştıramadığım bir kitap oldu. Tess Gerritsen benim gözümde son derece başarılı bir polisiye yazarıyken bu kitap ortalama bir yazarın ortalama bir kitabı izlenimi uyandırdı bende. Bunların yanında
    yine de sürükleyici bir kitap, klişe bir konuya sahip olmasına rağmen okuru sıkmayıp bir çırpıda bitirilebilecek bir kitap diyebilirim Proje: Ölümcül Virüs için. Ve bir de son olara Tess Gerritsen kitaplarında aşk görünce
    ordan koşarak uzaklaşasım geliyor, Ruhundaki Zehirle Yüzleş'te de bunu yaşadım. Yazarımız bence kesinlikle aşka, sevgiye pek fazla girmeden yazmalı kitaplarını, ben onun genel tarzına bunu yakıştıramıyorum sanırım.
    Bir Sonraki Tess Gerritsen kitabım Gece Yarısından Sonra olacak, ne zaman okurum bilmiyorum ama umarım o kitabını daha çok severim.
  • Seni sevmeyen birini sarhoşken arayamazsın. Seni sevmeyen birini gece yarısından sonra arayamazsın. Seni sevmeyen birini öğleden sonra bile arayamazsın. Belki akşamüstü mesaj çekersin...