Hoşgörü
Uysallığın Gücü Gündelik ritmimin en sevdiğim alışkanlıklarından biri öğle yemeği üzerine dinlenmeye çekilmektir; neredeyse otuz yıldan bu yana, her nerede bulunursam bulunayım düzenle ve adanmışlıkla uygularım bunu. Gerçekte doğa bana son derece hızlı bir zihin ve beden bahşetmiş -köstebeğin ya da sinekkuşunun akrabası olabilirim- ve bu sürekli olarak ileri koşmak, ateşin ağustos anızını yakması gibi saniyeleri hızla tüketme halim yüzünden bitkin düşmemek adına devinimsizlik ve sessizlik molalarına gereksinme duyarım. Yarı uyur yarı uyanık biçimde uzandığımda düşüncelerim mantığın esiri olmaktan kurtularak şaşırtıcı sezgilere yer açar. Bazen böyle anlarda her şey ışıklı bir sonuca yaklaşır gibi görünür. Kimi zaman ise uyuşukluk halim, -sıcak aylarda gerçek ve gürültülü, başka mevsimlerde sözcük, düşünce ve takıntı şekline bürünmüş hayali- sineklerin rahatsız edici vızıltılarıyla bölünür. Tıpkı bir sinek gibi uzun zamandır çevremde dolanan bir sözcük var: hoşgörü; elime sinekliği almak ve tüylü göbeği parlak kanatlarıyla çevremde dolaşırken onu şap diye duvara yapıştırmak geçiyor içimden. Yok etmenin tek yolu onunla ihtiyatlı ve utangaçça değil doğrudan yüzleşmek olmalı. Geçenlerde bir arkadaşıma, "Hoşgörü üzerine bir şeyler yazmak istiyorum," dedim. Uzun bir suskunluktan sonra, "Bundan emin misin?" diye sordu.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
GÜL BAHÇESİNİN SIRRI...
(...) Serbest tedailerle ilerliyoruz… Azlem: Çok zâlim, pek zâlim. Çok karanlık… Ezlem: Boğazı altında sarkık uzun kılları olan keçi… Ezmel: Hareket etmek. Muztarib olmak, acı çekmek. Savt, seda, ses. (“Sesleniş”) Gül… Elzem: Çok lâzım. Ziyade mucib. Küçük parmaklı… Rilke’nin o ünlü şiirini hatırlıyoruz: Gül Ey saf çelişki Nice gözkapağının altında Hiç kimsenin uykusu olmamanın Sevinci… Dante, eserinde bu çelişkiyi şöyle dile getirir: Birdenbire gözün görmez olması; geçici körlük… Bu hâl, “ebedî gül”e yakınlığın, yakınlaşmış olmanın alâmetidir… Erdem: Usta gemici… Ermed: Gözü ağrıyan adam. Boz renkli nesne (Borges, körlükte bu rengin hâkim olduğunu söyler)… Ermida: Gül… Rose (İngilizce): Gül. Gül gibi, gül renkli. Ümid verici durum. Şen; gül gibi geçinip giden… İslâm Tasavvufunda, zâhir ile bâtının eşsiz bir SILA terkibinde buluşmasını gösterici Mahmud-u Şebüsterî Hazretleri’nin ünlü “Gülşen-i Râz” isimli eserini hatırlıyoruz. Kelime mânâsı, “Sırrın Gülbahçesi”… Veya “Gülbahçesinin Sırrı”…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Reklam
Rastlantıların, sadece rastlantıların söyleyecek bir sözü vardır bize. Gereklilikten doğan, olmasını beklediğimiz, günbegün yinelenen her şey dilsizdir. Sadece rastlantı bir şeyler söyler bize. Onun diyeceklerini, Çingenelerin kahve falı bakması gibi karineyle çıkarırız.
Sayfa 59·Kitabı okuyor
Ruh Eşine Bir Not Bırak
Bir gün yollarımız kesiştiğinde, birbirimizin hayatına yük değil, güç olalım. Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan, olduğumuz gibi kabul edelim. Sen gelene kadar ben kendi hikayemi güzelleştirmeye devam ediyor olacağım..
Sayfa 202·Kitabı okuyor
Oysa devir değişti artık.Nerede neyi söyleyeceğini bilmeli insan.Ağzından çıkacak sözler çağın gerçeklerine uymalı.Önceden tasarlanmış,yazılmış bir metni okur gibi dili sürçmeden,düzgün bir anlatımla konuşmalı insan..
Sayfa 142·Kitabı okuyor
Ölümün ilginç tarafı, öldüğünüz zaman öldüğünüzü düşünmemenizdi. Yaşam gibi ölüm de apaçık bir gerçek olarak geliyordu.
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam