Hikmet külliyatındaki teolojinin aksine, Vaiz Kitabı'nın yazarı Tanrı'nın davranışlarının açıklanamazlığı üzerinde durur. Sorun, deli ile arifi, insan ile hayvanı ("biri nasıl ölüyorsa, öbürü de öyle ölüyor") aynı yazgının beklemesi değildir yalnızca. Ama "adaletin ve doğruluğun yerini kötülük almış, doğru insanın tahtına kötü oturmuştur". Yazar kendi deneyimlerinden hareketle yargılara varır: "Boş ömrümde şunları gördüm: Doğru insan doğruluğuna karşın ölüyor, kötü insanın ise kötülüğüne karşın ömrü uzuyor". Sakin bir şekilde, bu dünyadan sanki elini eteğini çekmiş bir havada, bir filozof gibi, sürekli bu izleğe döner: "Kötülerin hak ettiği doğruların, doğruların hak ettiğiyse kötülerin başına geliyor". Sonuçta artık Tanrı'nın "adaletinden söz edilemez. Üstelik ne Yaratılışın anlamı ne de hayatın manası kavranabilir artık: "İnsan güneşin altında olup bitenleri keşfedemez. Arayıp bulmak için ne kadar çaba harcarsa harcasın, yine de anlamını bulamaz"; çünkü "insan Tanrı'nın yaptığı işi başından sonuna dek anlayamaz". Artık O, ne gazabını ne de affediciliğini esirgemektedir. Hem suçluluk duygusu hem de affedilme umudu boşunadır. Tanrı insanlardan uzaklaşmıştır; artık onların yazgısıyla ilgilenmemektedir.
Zamanla meşhur olan "Hepsi boşmuş ve rüzgârı kovalamaya kalkışmakmış" nakaratı gerekçesini, insan varoluşunun gelip geçiciliğinin ve günahının keşfinde bulur. Yazar, ölüleri yaşayanlardan, henüz doğmamış olanları ise her ikisinden de daha mutlu sayar. Hikmet bile boştur. Bununla birlikte Vaiz, Tanrı'ya isyan etmez. Tam tersine, madem ki insanların yazgısı "Tanrı'nın elinde"dir, "Tanrı'nın insana verdiği birkaç günlük ömür"den yararlanmak gerekir, "çünkü insanın payına düşen budur". İnsana uygun düşen tek mutluluk, hazcı niteliktedir. "Git, sevinçle ekmeğini ye, neşeyle