Sultan Murad, 1638'de Bağdat Seferi'ne gitmeden Diyarbekir'de Şeyh Aziz Mahmud Urmevi'nin konuğu olur. Şeyh Aziz, 1634'te yaptırdığı Kavs ya da diğer adıyla Çarbağ Köşkü'nde padişahı konuk eder. Padişahın Dicle'ye karşı oturduğu köşkün ikinci katındaki özel bölüm, daha sonra Cihannüma ismiyle anılır.
Ağır bir demdir şimdi yaşamak yalnızlıklar katında
Ağulu, sınırsız ve düşlerden damıtılmış
Uğuldar durur derin rüzgârlar içinde savrularak
Yollarda, çatılarda ve yaprak uçlarında...
Ne olur yanımda katılsan gecenin şarkısına
Gitmeden yüreğinin ve sesinin mavi minesi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bence, bu işin bitmesi ekonomiye bağlı. Kaçakçılık insanların geçim kaynağı. Yani Suriye, Irak ve İran ile ticaret serbest olsa bayağı etkili olur. Askerden önce Kürt arkadaşım vardı. Hatta, yıllar önce yanımızda çalışan Kürtlerle hâlâ görüşüyoruz. Birbirimizi severiz. Onlar Batmanlı. Askerdeki arkadaşlarımız arasında da Kürtler vardı, onlarla da hâlâ görüşüyorum. Ben Kürtleri düşman olarak görmüyorum. Askere gitmeden beynimde bir düşman vardı; onu her an vurulacak bir şeytan gibi düşünüyordum. Düşmanı göremeden askerliğim bitti. Düşman, belki de Şemdinli'de gündüz gördüğüm biriydi. Alnında "düşman" yazmadığı için onu tanıyamamıştım, kim bilir!
Aniden ağaçların tepelerinden gelen bir fısıltı duydu.
“O burada değil, burada değildi!”
Şaşkınlıkla arkasına döndü, fakat yalnızca iki dut ağacı gördü.
“Biziz,” diye geldi ses iki ağaçtan daha büyük olanının dallarından.
“Peri elfine git. O bilgedir,” diye ekledi daha küçük olan ağaç.
“Ama gitmeden önce meyvelerimizden al!”
“Ama ruh sahibi dut ağaçlarının meyveleri konusunda her zaman çok korumacı oldukları söylenmez mi?” diye sordu Nuramon hayretle.
Büyük ağacın yaprakları hışırdadı.
“Bu doğru. Biz ruhsuz kardeşlerimiz gibi değiliz. Ama sen Noroëlle’e gidiyorsun.”
"Ne yalan söyleyeyim, senin suçun olmadığından pek emin değilim. Sen dur durak bilmeksizin öyle çok koşturur, paralanır, omuz atar ve abanırdın ki, bana, bir kenara çekilip orada öylece paslanmayı beklemekten başka bir seçenek kalmazdı. Fakat şu saatte, tam gün doğmak üzereyken insanın geçmişinden bahsetmesi pek iç açıcı bir şey değil. Ben gitmeden önce konuyu değiştirelim..."