Geçen hafta televizyonda bir turizm şirketinin reklamına denk geldim. “Çocuğum var diye tatile gitmekten korkuyorsanız, o iş bizde,” diyordu. Ve devam ediyor: “Mini Club var. Siz tatilinizi rahatça yaparken o, güvenli ellere emanet.” Kapanışı şöyle: Tatil fabrikasındaki mutlu anne baba, “Oh be!” diyorlar. Bu muameleyi o anne babaya yapsan çok bozulurlar. Erencan deminki baba olsun. “Tatile Erencanlarla gitmek istemiyor musun? O iş bizde. Sen gel otele, biz onları senden uzak tutarız. Maç yayınları ve bilardo var. Erencan’ın işi tamam.” Erencan, alınma abim ama sen bizi tatilde yoruyorsun.
Tatilde çocuktan kurtulma reklamı çok mu uçuk geldi? Atlayın arabanıza, en yakın alışveriş merkezine gidin. Hemen girişte çocuğu bırakma yeri var. Top havuzu, file labirent, kaydırak, uyduruk Lego’lar ve etkinlik masaları. Yeter ki biz rahat gezelim. Onlar bizim yerimize çocuğu oyalar.
Ölüme "göçüp gitmek" diyen ya da "huzur içinde" ölündüğünü düşünen her kimse, diye düşünüyor Eliza, hiç ölüm görmemiştir. Ölüm vahşi bir şey, bir savaş. Vücut duvara tutunan sarmaşık gibi hayata yapışıyor ve onu kolay kolay bırakmıyor, bırakmamak için savaş veriyor.
- İşte bu yabana hayranlık, yabana özenti var ya, bizi çökerten o.. Hani çamurdan olsun, yabandan olsun diyorlar..
- Uleen, ne çekmişsek bu gavurdan çekmedik mi, az mı uğraştık vatandan atıncaya kadar ? Sen benim yaralandığımı bilir misin, gavurun kurşununu hala bacağımda taşırım..
- Biliyorum, işte onların kurşunla yapamadıklarını, biz kendimiz yapıyoruz, gavurun kültürünü, töresini, adetini gümrüksüz sokuyoruz memlekete, hem de bayıla bayıla..
- Kültür dediğin ?
- Geleneği, göreneği, müziği, edebiyatı, inançları, hepsi işte.. Bir dinlerini sokmadık.. Ama şimdi de bir İslam'a karşı bir moda çöktü, İslam'ı küçümsersen adam oluyorsun, camiye gitmek gericilik, kiliseye gitmek ilericilik oluyor..