İNSANCA SÖYLEMİŞ SULTÂNIM DAHA NE YAPSIN
Fâtih Sultan Mehmed'e şikâyetler olmuştur. Şöyle ki: Hacca gitmek isteyenler hem yollarda tâciz ediliyor, hem de susuz kalıyorlar. Halkın bu haklı şikâyetlerine karşı Fâtih Sultan Mehmed'in de Mısır Sultânı Kayıt Bay'a yazdığı bir mektupta, gerek Abbâsi gerek Emevi Oğullarının yaptrrmış oldukları hayrâtın bozulmuş bulunması yüzünden bu tatsızlıkların zuhur eylediğini söyleyerek: Hayrâtın tâmiri için hazinenizde tahsilât mevcut değilse Osmanlı hazinesi bu işi yapabilir," yollu ikāzına karşı sinirlenen Kayıt Bay, teklifi şiddetle reddedince Fâtih Sultan Mehmed de; "Tavsiyemiz dostâne idi. Dostların birbirlerine yardımları câizdir," cevâbını verdikten sonra meşhur atasözünü de ilâve ederek: "Çokça havlayan köpek sürüye kurt getirir, demekle iktifâ etmiştir
Tâif'te Ninovalı Addâs
Urve b. Zübeyr (radıyallahu anh) naklediyor: “Ebû Tâlib ölünce Allah Resûlünün çile ve sıkıntısı kat kat arttı. Kendisini himaye ederler ve yardım ederler ümidiyle Tâif’teki Sakîf kabilesine gitti. Orada Sakîf kabilesi önderlerinden Abdi Yâleyl, Hubeyb ve Mesud’u buldu. Kureyş’in gerek kendi gerekse ashâbı hakkında reva gördüğü zulümlerden yakınarak onlardan kendisini korumalarını istedi. Bu üç kardeşten biri: “Eğer Allah seni bir vazife ile göndermişse ben Kâbe’nin örtüsünü çalayım!” dedi. Diğeri ise: “Vallahi bundan böyle seninle katiyen tek bir kelime konuşmayacağım. Gerçekten peygamber isen senin ile konuşulamayacak kadar üstün bir makama gelmişsin!” demektir.” dedi. Üçüncüsü ise: “Allah, senin dışında birini gönderemedi mi? Senden başka birini göndermekten âciz mi?” dedi. Bu kişiler, Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediklerini Sakîf kabilesi arasında yayınca, kabile mensupları toplanıp Allah Resûlüyle alay etmeye durdular. Ellerine taşlar alıp geçtiği yolun iki yanına iki saf hâlinde oturdular. Attıkları taşlarla Resûlullah’ın bacaklarını yaralıyor, yaptıkları bu fenalığa da gülüyorlardı. Resûlullah, onlardan iyice uzaklaşmıştı, ama kurtulduğunda mübarek ayaklarından kanlar akıyordu. Nihayet, bir üzüm bağına sığındı. Üzüntü ve acı içinde kıvranarak, bir üzüm asmasının gölgesine oturdu. Ayaklarının kanları hâlâ akıyordu, durmamıştı. Bağa girdiğinde baktı ki Rebîa’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe de oradalar. Nebî (aleyhisselâm) onları görünce yanlarına gitmek istemedi. Çünkü kendisine olan düşmanlıklarını biliyordu. Utbe ve Şeybe, Ninovalı ve Hristiyan olan Addâs isimli kölelerini bir miktar üzümle Peygamberimizin yanına gönderdiler. Addâs üzümleri getirip Resûlullah’ın önüne koyunca Peygamberimiz: “Bismillah.” dedi. Bu söz karşısında Addâs
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ne vakte dek gitmek gerek Diyardan diyara Yapamam, arayamam Daima aşkı ve bir başka sevgiliyi Keşke biz o iki kırlangıç olsaydık Ömür boyu bir bahardan diğer bir bahara uçan Ah! Bugün artık geç
Sayfa 47·Kitabı okudu
Şiir
1964’te gerçekleşen Berec Transistörlü Radyo ve Pil Fabrikası’ndaki direniş bir buçuk ay sürmüş ve bu direnişte de işçilerle polis arasında sert çatışmalar yaşanmış-tır. Berec grevi işçilerin zaferi ile sonuçlandı ve işveren-ler ücret artırımına gitmek zorunda kaldılar. 1965 Zonguldak direnişi ise bu dönemin gerek kitle-selliği, gerek sertliği açısından en önemli eylemidir. Zon-guldak direnişi ocaklardaki çalışma koşullarının düzel-tilmesi, çalışma saatlerinin kısaltılması (ki o dönemde işçiler 8 yerine 11-16 saat çalışmaya zorlanmaktaydılar) ve işletmenin yükselen kârından işçilere pay verilmesi talepleriyle başladı. Direniş hızla bütün bölgeye yayıldı ve 60 bin işçinin çalıştığı Zonguldak’ta bir bölgesel genel grev havası esmeye başladı. Eylemin kazandığı boyuttan ürken devlet, Zonguldak’ı kuşatma altına aldı. Dışarıdan asker ve polis yığdı. İşçiler kuşatmaya rağmen direnmekte kararlılık gösterdiler. Sonuçta işçilerle devlet güçleri ara-sında çatışma çıktı. İki işçi öldürüldü, on işçi yaralandı. Direniş başarısızlıkla sonuçlandı.
Sayfa 155 - Girdap kıtap 2015
Araştırma-İnceleme-Siyaset-Politika
Şu Pere-Lachaise Mezarlığı'na bakın! Öldükten sonra bile eşitlik yok! Soylular, zenginler yukarıda, akasya ağaçlarıyla kaplı, döşeme taşlı yollarda. Oraya arabayla gidebilirler. Ya alt tabakadan yoksul, bahtsız insanlar! Onları aşağıya, çamurun dizlere kadar yükseldiği nemli çukurlara yerleştiriyorlar. Bunu bir an önce çürüyüp gitsinler diye yapıyorlar! Onları görmeye gitmek için toprağın içine gömülmek gerek. Burada susup yumruğunu masaya vurdu ve dişlerini gıcırdatarak ekledi: -Ah! Bu dünyayı çiğ çiğ yiyeceğim!
Sayfa 25 - 2. Cilt·Kitabı okudu
Alıntı
Sonra, gece ilerledikçe, erkekler gitmeye başladı. Randy Evans bile gitti. Sammy, Lydia ve bendeniz kaldık sonunda. Lydia, Sammy ile sohbete başladı. Sammy matrak laflar etti. Gülebildim. Sonra gitmek zorunda olduğunu söyledi. "Lütfen gitme, Sammy," dedi Lydia. "Bırak gitsin çocuk," dedim. “Evet, gitmeliyim," dedi Sammy. Sammy gittikten sonra Lydia, "Onu uzaklaştırmana gerek yoktu," dedi. "Sammy komik, Sammy gerçekten komik. Kalbini kırdın." "Ama seninle yalnız kalmak istiyorum, Lydia." "Arkadaşlarından hoşlanıyorum. Senin gibi değişik insanlar tanıma olanağım yok benim. Ben severim insanları!" "Ben sevmem." "Biliyorum sevmediğini. Ama ben severim. İnsanlar seni görmek için geliyorlar. Seni görmek için gelmeselerdi severdin onları belki." "Hayır, ne kadar az görürsem o kadar çok severim onları."